kocbanktel.jpg

fortistel.jpg

Dün sabah Büyükada’da kahvaltımızı yapmış ardından açık havada çay eşliğinde gazetemi okurken Fortis için hazırlanmış ilanı gördüm ve beni bundan 4 yıl önceye, Koçbank için çalıştığım zamanlara götürdü:) Telefon bankacılığıyla ilgili bir e-newsletter için yukarıda gördüğünüz illustrasyonu hazırlamıştım ve kullanmıştık. E-newsletter halini bulamadım fakat dosyanın yaratılış tarihi olarak 14 Eylül 2005 diyor. Çalıntı malıntı mevzuuna girecek değilim zira herkesin aklına gelebilecek birşey olabilir. Üstelik ilandaki halini daha çok beğendiğimi de itiraf etmeliyim.

Add this!

zoruseverim.jpg

Genelde bir slogan falan arıyorsak hemen ingilizce düşünmeye başlıyoruz. Başlıyoruz diyorum zira benim dışımda, sizlerin de böyle yaptığına eminim. Yanılıyorsam düzeltin. Nasıl bir koşullanmaysa… Sanki ingilizce olunca daha güzel duracak gibi bir izlenim oluşmuş zihnimizde. Bunda sağda solda gördüğümüz ingilizce güzel sloganlı t-shirtlerin de etkisi çok tabi. Dün akşam yolda gelirken e-tohum‘un girişimcilik konulu t-shirt yarışması için gaz slogan düşünüyordum. Birden aklıma bu yukarıdaki geldi :) Bi parça tipografi yaptım. Bakalım beğenecek misiniz?

E-tohum t-shirtleri Tasartı‘da.

Add this!

Askere gitmeden önce sürekli “bi gidip geliyim öyle bakarım” diye ertelediğim şeyleri tek tek yapmaya başladım. En önemlilerinden biri de “portfolyonu yenile!” diye bana bakıyordu dik dik. Bir de üstüne üstlük iş arama zarureti de kapıya dayanınca yenilemek elzem oldu. Fakat evde çalışmamak için o kadar çok bahane vardı ki bir saatte yapacağın şey günlerce sürünebiliyor. Bu nedenle epey bir vakit harcadım ama sonunda bitti. Truetypelies.com artık gıcır gıcır olarak yayında!

Bu arada benim için harika birşey daha oldu.
Cumartesi günü Starbucks için yaptığım
5. yıl logosunu Creative Review‘e
gönderdim. İçeriğini ilgiyle takip ettiğim bir derginin anasayfasında şu an benim yaptığım logo da var:) Asıl olarak burada tabi.

TRUETYPELIES / The Portfolio of Fatih Gül

Add this!

İyi mi oldu kötü mü? Yani twitter, friendfeed derken iyice yazmayı unuttuk. Kısa kısa bahsetmek varken uzun uzun yazmanın kime ne faydası var. Zaten oradan buradan beğendiğimiz şeyleri birbirimize satmıyor muyduk? Peki kapatsam ben mesela blogumu… Ne farkeder?

Karışığım.

Add this!

Excel görünümünde Twitter yapmışlar. Ben bunu taaa 19 Mart 2004′te MSN ve türevleri için söylemişim. Bakınız ben ne demişim, bakınız onlar ne yapmış.

Add this!

postal.jpg

Urfa (Merkez-Viranşehir-Ceylanpınar) üçgenine girmeden önce yazdığım yazıdan bu yana epey bir zaman geçti. Bundan altı ay evvel hangi düzlemde olacağımı merak ederken hayat bir grafik tasarımcıya yaraşır bir şekilde haritadaki en kalın çizgiye gönderdi beni:) Doğa burada İsviçre tasarımından etkilenmiş olacak ki bütün ufukta görebileceğiniz sadece sarı ile maviyi ayıran bir çizgiydi yine. Sonunda döndüm işte. Birkaç gün önce, tam planladığım gibi, yaz tam kendini göstermeye başlamışken yeniden İstanbul semalarına girdim. Ne olmuş ne bitmiş kavramaya çalışıyorum. Daha önce gördüğünüz ve hakkında uzun uzadıya konuştuğunuz, çok popüler olmuş birşeyi yeniden bloglarsam şaşırmayın. Size askerlikle ilgili birkaç not yazayım başlangıç olarak. Her askerin anlatmakla yükümlü olduğu bir miktar hikayesi vardır netekim.

  • Türkiye’nin en çok okunan gazetesi Posta’ymış gerçekten. Tek bir gazetenin değdiği elleri de saysalar Hürriyet falan yanına yaklaşamaz. Haydar Dümen de en çok okunan yazarıdır kesin.
  • Asker saati diye bişey var bu CASIO’ların çakması. Farkettim ki marka aslında CASIQ‘ymuş. Verdim birine dönerken.
  • Er gazinosunda “Aa bu şarkı ne güzel” dedikten sonra kanalın değiştirilme süresi ortalama 5 saniye (ŞAKS- Şarkının .mınakonma Süresi)
  • Bir askeri en mutlu eden şey “Fatih Gül dış hattın var!” diye bağıran biri sanırım. Tabi Fatih Gül yerine kendi adını koy, benimki örnek. O anda Hussein Bolt gibi fırlıyorsun telefona doğru. İşte ben bu koşuya “Dış Hat Koşusu” adını verdim.
  • Ahmet Kaya’nın Geçmiyor Günler adında bir şarkısı var bilmem bilir misiniz? Döne döne bu şarkıyı çalıyordu çocuklar.

Burada durmam gerektiğini hissediyorum:)
Yeniden merhaba…

Add this!

Blog demek kaynak demek. Fakat haftalardır GReader’a bakasım yok. Meğer blog yazmak tıpkı rss takibi yapmak gibi bir işyeri alışkanlığıymış benim için. Ve birkaç hafta önce işten ayrıldım. Dünya hali… Her Türk erkeği doğar, büyür, sünnet olur ve askere gider. Benim için de askerlik geldi çattı. 6 ay bu görevi yerine getireceğim için tasarım dünyasında ne olup bittiğini takip edemeyeceğim. Hoşçakalın.

Add this!

the-land-of-the-blind.jpg

Ailenizin anarko ruhlu dergisi Futuristika, Amirali Ghasemi ve Serhat Köksal (2/5 BZ) küratörlüğünde gerçekleşen Kentsel Kıskançlık – 1. Uluslararası Gezici Tahran Bienali‘nin Berlin ayağına, kolektif üretiminin sonucunda ortaya çıkardığı afiş-poster çalışmalarıyla katılıyor. Konuyla ilgili yazının devamını buradan okuyabilirsiniz.

Pınar İlkiz’in kentin içinden kent fotoğrafları, Lawrence Roberts’ın kentin dışından bakışı ve Barış-İpek Yarsel’in koyduğu mimler o kadar iyiydi ki bunları birleştirip bir kompozisyon yaratmak benim için oldukça eğlenceli oldu. “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” filminde dedikleri gibi “Dört doğru pas %90 goldür” :)

Add this!

 gelecek50yil.jpg

Bu günlerde NTV Yayınları’ndan çıkan John Brockman’ın editörlüğünü yaptığı Gelecek 50 Yıl isimli kitabı okuyorum. 180. sayfadayım ve buraya kadar hemen herşey gayet güzeldi. Birbirinden enteresan makalelerin olduğu kitapta, ülkemiz yasalarıyla görmemizin men edildiği Richard Dawkins‘in Moore Yasası Çocuğu adında süper bir yazısı bulunuyor. Bilgisayarların gelişimi ile DNA dizilimimizin çözülme maliyetinin düşmesi ve bu sayede olacaklardan bahsediyor. Yazıda Christopher Evans’ın Moore Yasası‘nın boy göstermeye başladığı sırada yazdığı, otomobil teknolojisi ve bilgisayar teknolojisini karşılaştırdığı parça çok hoşuma gitti. Özellikle onu aktarmak istiyorum:

Bugünün arabaları savaşın hemen sonrasındaki arabalara göre bir dizi farklılıklar taşıyor. … Ama bir an için otomobil sanayisinin aynı dönem boyunca bilgisayarlarla aynı hızda geliştiğini varsayalım: Şimdiki modeller ne kadar ucuz ve daha randımanlı olurdu acaba? … Günümüzde 1.35 sterline alabileceğiniz Rolls-Royce beş milyon kilometrelik yolu bir galon benzinle alırdı ve “Queen Elizabeth II” gemisini çalıştırmaya yetecek gücü sağlardı. Ve de minyatürleştirmeye meraklı olmanız halinde, yarım düzinesini bir topluiğne başına yerleştirmeniz mümkün olurdu.

Add this!

rollar.jpg

Haftasonu yine muhteşem bir temizlik harekatına giriştik. “Yeter artık at at at at!” adını verdiğimiz bu harekat sonucunda çok sayıda mühimmat ıskartaya çıkarıldı. Yıllardır atmaya kıyamadığım bu parçaları yine atmaya kıyamadım ve sizinle paylaşmaya karar verdim. Bakalım neymiş bu parçalar:

  • Büyük bir hevesle Flash bilgimi geliştirmek için aldığım ama bir kez olsun kapağını açıp da bakmadığım Macromedia Flash MX 2004 Kaynağından Eğitim kitabı (Ekindeki CD’lerle birlikte),
  • Yıllar yılı büyük bir keyifle okuduğum. Sayesinde dinlediğim sanatçılar hakkında süper bilgilere eriştiğim ve yine sayesinde birçok yeni grupla tanıştığım, 2002-2006 arası yayınlanmış, 100. sayısının da içinde bulunduğu, 22 sayı ROLL dergisi,
  • Çok geç tanıştığım ve ancak tek bir sayısına sahip olduğum Hayalet Gemi isimli süper derginin Eylül-Ekim 2002 tarihli 68. sayısı.
  • Nasıl elime geçtiğini bilmediğim, üzerinde bir ilaç markasının logosu olan FM radyolu tükenmez kalem (Aslında bunu çöpe de atabilirim:) Atıyım mı atmıyım mı diye çok düşündüm. İsteyen olur mu ki?)

Bu listedekilerden herhangi birini istiyorsanız fatihgul@truetypelies.com adresine mail atmanız yeterli.

İlk isteyenin aldığı bir yönetim şekli izliyoruz. ROLL dergileri bölünmez, toptan gönderilir. Kargo ücreti isteyene aittir.

Add this!

Kategoriler

 

fatih gül Portfolio

aklıma birşey geldi...

 

View My Portfolio

 

FriendFeed'de bana abone ol

 

 

Close
E-mail It