koşarak evden çıktım, tam tamına 44 dakika önce işte olmam gerekiyordu. aslında hiç acele etmeme gerek de yoktu öyle ya ha 44 dakika ha 2 saat. deli gibi koşuyordum metroya yetişmek için soğuktan genizim yandı. birden cüzdanımı evde unuttuğumu farkettim. tam da hedefe ulaşmanın verdiği zevki yaşayacakken hayal kırıklığıyla birden orda çakıldım kaldım. Bikaç saniye sonra nefes alışverişim normale döndü. hiç de gelirkenkine benzemeyen bir tempoyla geri döndüm zile bastım. camdan beni giderken görenler şimdi aynı yerde sırıtıyorlar. zile birdaha bastım. ayakkabılarımı çıkarmamalıyım. anahtarımı aradım. buldum zar zor, kapıyı açtım. alışkanlık, yine beşer beşer çıktım merdivenleri. yine kapıyı açtım, ayakkabıyla girdim. iyiki yollar çamurlu değildi. cüzdanı aldım.
yine metro önündeyim. iyice ağır adımlarla gişeye yürüdüm, bi bilet dedim (içimden “niye lan aylık akbil geçmiyor burda ha”) bilet, turnike, merdivenler…bir sürü insan var. bu saatte mi işe gidiyor hepsi diye merak ettim. televizyona baktım. NTV ile anlaşmışlar, istasyonlarda sürekli bu kanal var. eskisinden iyidir. maçlar oluyor bazen istasyondan çıkmak istemiyorsun. metro göründü, o sırada televizyonda tayyip’le ilgili bir haber vardı. siirt’teki seçime girip giremeyeceğiyle ilgili bir haber. hemen kanal değişti, belediyenin icraatlarını gösteren kasetin abuk bir yerinden akmaya başladı görüntü. kasten yapıyorlar bunu…sinirlendim. araca bindim hemen. gözlüklerim buğulandı. kimseyi adamakıllı göremiyorum ama belli de etmiyorum. kendimce bu durum mide guruldaması gibi birşey, sen farkeder ve duyarsın ama başkası duyamaz. biri omzuma dokundu, döndüm. mahalleden biri, ne zamandır görmüyordum, yine görmüyordum ama bulanık da olsa tanıdım. gözlüğümü çıkardım. güldü. eee ne zaman gidiyorsun askere dedi,sanki hergün görüşüyoruz da soracak başka şey bulamamış gibi…iş, güç dedim, sustum, sonra hep o konuştu birşeyler anlattı ama hatırlamıyorum. sonra araçtan indik, o tramvay’a ben de otobüs durağına doğru seyirttik. o, akşam maalledeki diğer arkadaşlarına götü kalkmış ipnenin dedi büyük bir ihtimalle. ben otobüs bekledim. beklemeyle geçen bunca zamana birkaç dakika daha ekledim. herkes benim gittiğim otobüse koştuğu ve ben hep “ne koşçam ya” diye baktığım için 8. otobüse bindim. bazıları yarışı çoktan bitirmişken ben daha startingboxta yerimi yeni alacağım. son düzlüğü dönerken şoför bana dönüp “telefonu kapatsana kardeşim” diye var gücüyle bağırdı. ben daha nooluyo ulan demeden bütün yolcuların linç için hazır beklediklerini gördüm. sonra şoför “pardon birader telefonla konuşuyorsun zannettim” dedi daha sessiz. derin bir nefes aldım. inmek üzereydim nihayet, düğmeye bastım. sanki ben inmeyecekmişim gibi biri önüme geçmeye kalkıştı “inicem ben de dedim” biraz sert. kapı açıldı, indim. karşıya geçtim. kapıyı açtım.
Add this!
No comments
Comments feed for this article
Trackback link
http://truetypelies.com/blog/2003/01/14/bikac-dakika/trackback/