March 2005

You are currently browsing the monthly archive for March 2005.

dün akşam cnbc-e’de wim wenders’in the million dollar hotel isimli filmi vardı. mel gibson, mila jovovich (her seferinde adını doğru yazıp yazmadığımı düşünüyorum. yanlış olabilir) filmin göz dolduran oyuncuları. filmi izlerken düşündüm de eğer wim wenders bi barda çalıyor olsaydı kesinlikle oraya giderdim. çok iyi şarkılar seçmiş film boyunca hem uzağı doğru dürüst seçemeyen gözlerimi zorlarken hem de kulaklarımı açmak zorunda kaldım. bu filmin soundtrack albümü mutlaka edinilmeli. hatta edinilip bana yollanmalı….ne var!!? bedava mı okuyacaksınız onca yazıyı. para biriktirip bi cd yollayın. çok mu?


savetoby.com internet aleminin şu aralar en ilginç noktalarından biri. site sahibi günün birinde yolda aylak aylak dolanırken yaralı bir tavşan bulur. bu yaralı güzel yavru tavşanı iyeleştirir besler, sağlığına kavuşturur. buraya kadar olanlar hepimizin yüzünü güldürdü değil mi? ama olayın aslı hiç de öyle değil. adi ve kurnaz site sahibi toby adını verdiği güzel yavru tavşanı 30 haziran 2005 tarihinde yahni yapacağını söylüyor. tabi eğer o zamana kadar istediği 50.000 amerikan doları’nı toby’nin hayatını kurtarmak için açılmış olan hesaba yatırmazsak. ismini açıklamayan site sahibinin bu çıkışından sonra bir yığın hayvansever ayaklanmış ve ne ilginçtir ki 30.000 amerikan doları toplanmış bile. bi taraftan store bölümünde toby baskılı tişörtler, şapkalar kapış kapış gidiyor. herif bi de olayı kızıştırmak için toby’nin çeşit çeşit fotoğraflarını çekip duruyor ve üstüne üstlük toby’le yapacağı yemeklerin tariflerini yayınlıyor (çok adiymişsin be abi).

müzik dinlemeye başladığımda tercih ettiğim tarz şu anda bahsederken bile beni utandırıyor. evet. 7 yaşındayken bir küçük emrah hayranı olduğumu saklayacak değilim. hatta kasetçaların başında sesimi onunkine benzetmeye çalıştığım gerçeği utanç verici olsa da saklanmamalı. insan neler yapıyor yav. geriye dönüp baktığımda çocukluktan gençliğe geçişte dinlediğim şeyler de bir o kadar değişime uğramış. ilkokul sonuna kadar neler dinlediğimi tam olarak hatırlamıyorum ama pop müzik diye adlandırdığımız şeyi dinliyorumdur ben de ve eminim ağlak şeyler 15 yaşında herkeste olduğu gibi bende de müthiş etkiler bıraktı. melankolik olmak herkese çok yakışıyordu. kızlar buna bakıyordu. lise dönemi metal dinleyen arkadaşlar, dinlemeyen arkadaşlar, metalcilere bakan kızlar yüzünden beni de bu akıma sürükledi ama kulak bu, bi türlü kabul etmedi. ama rock seviyordu. o sıra ne seçiyorsam tek ayırma yöntemim melodik olmasıydı. lise son..evet herşeyin biçimlenmeye başladığı dönem. deli gibi yeni türkü dinliyordum sonra bülent ortaçgil’le tanıştım ve dolayısıyla gürol ağırbaş, cem aksel ve özellikle erkan oğur. her zaman dinlediğim şarkıları bir süre sonra sadece soloları için dinlemeye başladım. gitar, piyano, davul, bas hepsi tek tek ilgimi çekmeye başladı. her seferinde birine açıyordum kulağımı diğerlerini susturup. internet sağolsun bütün bilgiye her an ulaşabiliyorsunuz. ve son aşama..caz. her ne kadar doğaçlamalara açık olsa da muhteşem düzen mutlaka içine çekiyor sizi. her gün yeni birini tanımak muhteşem bir duyguydu. eğer hiçbirşey bilmiyorsanız kronolojinin zerre önemi yoktur. bi gün önce marc ribot diye bir adamın varlığından haberdar olurken ardından “miles davis” diye adını biyerlerden duyduğum başka bi ustayı dinliyordun. çok konuştum. neyse..anlatmak istediğim şu. eğer cazla ilgileniyorsanız bu site sizin için muhteşem bir kaynak. gallery bölümünde caz etkinliklerinden fotoğraflar ve özel sanatçılardan caz ilustrasyonları sergiliyorlar. birsürü isim var görebileceğiniz ama ben şöyle bir liste yaptım sizin için. değerimi bilin. John Froehlich, Kevin Neiretier, Leith O’Malley, Paul N Grech , Pedro Scassa ayrıca bakınırken listede Murat Şekerli isminde bir türk fotoğrafçıya da rastladım. babylon’da gerçekleşen etkinliklerden fotoğraflar var.

paul getty ve bill gates’in sahibi olduğu getty images dünya üzerinde birçok profesyonelin görsel ihtiyacını karşılıyor. gettyimages bundan birkaç yıl önce sattığı stok imajların dışında film ticaretine de başladı. arşivlerini o kadar genişlettiler ki “masa başından hiç kalkmadan istenirse uzun metrajlı bir film bile çekersiniz buradan aldıklarınızla” gibi bi iddiaları var. geçen yıl cannes film festivalinde bu iddialarını destekleyen bir proje ile seyirci karşısına çıktılar : The Big Idea”. dünyanın farklı farklı yerlerinden seçilmiş 7 yönetmenden sadece getty images koleksiyonunu kullanarak birer dakikalık filmler yapmalarını istediler. işleri buradan görebilirsiniz. özellikle bu gözlü olan sinir bozucu ama yine de güzel. (japonlardan korktuğumu daha önce söylemiş miydim?) bu da yönetmenlerden birinin sitesi ve yaptığı işler.


illegal artsistem karşıtı sitelerden biri. içerisindeki işlere tek tek bakmak gerek. özellikle ai kijima isimli capon danası yaptıklarıyla ağızları açık bırakıyor. korkuyorum japonlardan. (tüm çekikgözlüleri japon sayarım)

paradan bahsetmeyi sevmiyorum ama zaman zaman bastıkları banknotlarla da olsa kendinden bahsettiren merkez bankası sitesinde sahip olduğu tabloları sergiliyor. tamamı türk ressamlarından oluşan listede fikret mualla, abidin dino, burhan doğançay gibi isimler de var. dikkat ettim en son 1998 yılında arşivlerine yeni resim katmışlar. ekonomik krizden midir bilinmez.

Kategoriler

 

 

Close
E-mail It