July 2005

You are currently browsing the monthly archive for July 2005.

neden televizyonu bu kadar yakından izliyor bu çocuk sorusundan yola çıkarak zorla kolumdan sürüklenerek götürüldüğüm göz doktorunda her ne kadar panoda yazanları ezberden söylemeye çalışsam da takacaklardı işte gözlüğü.. 4. sınıftan bahsediyorum. yaş olsun olsun 10, daha fazla değil. 14 yıl olmuş. 14 yıl sonra iki gün önce gözlüklerim kırıldı. evet daha önce de kırılmıştı, hatta bir hafta arayla kırdığımı da bilirim. ama bu kez son oldu. iki gündür gözlüksüz idare etmeye çalışıyorum. doğru düzgün göremeyince insan huzursuz oluyor epey. bir de buna tasarımcılık yaptığım gerçeği eklenince iş iyice vahim hale geliyor. şu halimle bile birkaç tasarım yaptım. ama sonucu bilmiyorum:) (arkadaşlar nasıl olmuş bi söyleyin, kayma falan var mı?)

bu göz mevzuuna bir nokta koymak amacıyla istanbul cerrahi hastanesine muayeneye gittim. meğer benim gözler çığırlarından da çıkmışlar. sol gözde 5 derece, sağda ise 3 derece astigmat var. ayrıca her iki gözde de miyop oluşmuş. zaten sol gözüm en başından beri problemliydi. göz tembelliği denilen bir mevzu var bilmem bilir misiniz. hayatımda ilk kez göz doktoruna gittiğimde ki unutmam bir sonbahardı, doktor: “sol gözün epey tembel kalmış, onu çalıştırman lazım. bundan sonra her akşam 1 saat sağ gözünü kapatarak televizyon izleyeceksin.” dediğinde bunun ne kadar zor bişey olduğunu bilmiyordum. ama düşünün televizyonda bişeyler oluyor ve siz göremediğiniz gözünüzle izlemeye çalışıyorsunuz. haliyle yapmadım bu egzersizleri. :) sonuç sol gözüm %50 çalışıyormuş. hehe..eden bulur. yarın ameliyat oluyorum. bakalım sonuç ne olacak. tırsmıyor da değilim. ama olucaz dedik bi kere. geri dönüş olmaz bu saatten sonra.

son günlerde vw’nin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi (paparazzi sunucusu ağzı oldu biraz). ilk olarak iki yaratıcı arkadaş polo’da geçen bir intihar saldırısını konu alan bir reklam filmi çektiler ve internet sayesinde herkes bu filmi gördü. herkes vw’nin ön ayak olduğu bir virütik reklam olduğunu düşündü. daha sonra müdürlerinin birlikte oldukları fahişelerin faturalarını şirkete kestikleri ortaya çıktı. epey konuşuldu. ama sanırım içlerinde en zor olanı kendini sona saklamış. nikolai borg isimli yaşlı bir grafik tasarımcı vw logosunu kendisinin tasarladığını ve vw’in logo tescil edilirken adının yazılmasını özellikle engellediğini söylüyor. nikolai borg 1939 yılında tasarım yarışmalarında aldığı derecelerle nazi ulaştırma bakanı fritz todt’un dikkatini çeker ve hitler’in en başarılı propaganda araçlarından biri olan volkswagen için bir logo tasarlamasını ister. halk arabası enginlere sığmaz taşar. çok meşhur olur. 1950 yılından beri mücadelesini sürdüren mr. borg logo tescilinde isminin geçmemesini vw’nin nazi geçmişini silme çabalarından biri olarak görüyor. ama telegraph mr. borg’un ağzından çıkanı farklı bir açıdan aktarmışlar. niye yapmışlar bunu anlamadım. başlıkta “naziler benim logo fikrimi çaldılar” yazıyor.

tekelizm kendilerine “tekelci düşünce cephesi” diyerek manifestolarını da bir güzel yayınlayan sevgili tekelizm.com virütikleri. tamam reklamcıyız, herşeyi kullanırız. tabi ki böyle size bir lafım yok. aslında var. canım artık tekel birası içmek istemiyor. çok güzel olmuş stickerlar falan. ama ne biliyim. bişeyler kırıldı lan. evet bir karşı duruştur graffiti, sesini başka türlü duyuramayan, rahatı kıçına batanların yüksek sesle bağrışıdır. yeri gelir bansky abiniz gibi, naro gibi sisteme kayar. naro izin vermiş midir sizin skndrk biranız için kendi sitelerinin kullanılmasına, kendi adlarının geçmesine. bilmiyorum belki de vermiştir. neden kızıyorum onu da bilmiyorum. ama bişeyler kırıldı lan. canım artık tekel birası istemiyor. çok güzel olmuş stickerlar falan.

Zamanın dışına çıkma kavramı var bi de. Ki bu durum genelde:

-Anaaa zamanın dışına çıkmışız laaaan! şeklinde tezahür eder. Kendimizi o kadar kaptırmışızdır ki boyut değiştirmişiz. Hepsi o eşşek muavin yüzünden olmuş. Neyse..geri de dönemiyoruz. O halde yeni bir yaşam formu aramamız lazım zamanın dışında. Kesin orda da canlılar olmalı. Bulduk diyelim o formu.

Şimdi zaman olmayınca acele de etmiyorlardır o arkadaşlar. Her zaman tatil. (garip bir bakış açısı tabi. nasıl karnınızı doyuruyorsunuz kardeşim.) Tabi sürekli kebap yapmak sıkıcı olacağından buradaki arkadaşlar kendilerini sanata, spora, bilime vermiş, deli bir teknoloji yapmışlar. Şimdi gidicez onlardan yardım isteyeceğiz de kendilerinde olmayan zamanı bilip bizi geri gönderebilirler mi? Anlatsak anlarlar mı? O zaman zamanı tarif etmemiz gerekecek.

-Şimdi abi zaman, eee geçen şeye zaman denir. Bu ay olsun gün olsun hep geçer. Misal kol saati. bak kolumda var. Şimdi çalışmıyor ama biz buna bakıp saat kaç onu görüyoruz. Bi de abi, bu zaman öyle her zaman aynı diildir, bazen çok çabuk geçer bazen hiç geçmez. anlatabildim mi abi?? (ben bu adamların dilini nerden biliyorum. he he:)) hikaye kandırmacası)

-??!!**???

Anlamayacaklar haliyle. Peki o zaman bizi ışınlasınlar bir yere kadar. biz ordan başkasına sorarız.

…eskiden yazmışım bu sabah görünce güldüm kendi kendime. zamanında epey eğlenmişiz.

istanbul metrosu hepinizin de bildiği üzere bizi yerkabuğunun derinliklerinden gitmek istediğimiz koordinata bırakıyor bir süredir. ve ben de bir süre önce ev değiştirdiğim için işe bu tırtıllarla gitmek durumunda kalıyorum. amma velakin bir maruzatım var a dostlar. bu metro denilen canavarın kapıları ya belirli bir zamana ayarlanıp otomatik olarak kapatılıyor ya da metronun şöförü manyak. mecidiyeköy’den bineceksiniz diyelim. metroda da o anda bir vagonda 100 kişi olduğunu varsayalım. şimdi durakta durduğunda bu yüz kişiden ellisi iniyor. işlerin aksamaması için inenleri bekleyip sonra binerim diyorsun. millet indikten hemen sonra kapı kapanma sinyali çalıyor. baktım bikaç gündür içeri zor atıyorum kendimi. hatta bi keresinde fırça yedim megafonla: “sinyal çaldıktan sonra binmeye çalışmayınız” diye. ulan ne zaman binicez biz peki.

internet bağımlıları için klinik

çinde internet bağımlılığı nedeniyle feleğini şaşıran homosapiensler için rehabilitasyon merkezi kurulmuş. çinde oynanan oyunlarda multiplayer özelliği yasaklansın. 1500 kişiyle caunterstrike oynanırsa böyle olur tabi. azı karar çoğu zarar.

ronnie james dio ile tanışmam pagan beyler sayesinde olmuştur diyebilirim. keşke daha önce duysaydım diyorum şimdi. neyse..az önce dio’nun don’t talk to strangers şarkısını dinliyordum ve şebnem ferah’ın mayın tarlası şarkısının bu şarkıya ne kadar da benzediğini farkettim. aferim bana. şebnem ferah da candır. yapacak bişey yok.

epey eski ama o kadar da eski olmayan tarihli, unutulmaması gereken yıldırım türker’in ali taran ve bir politikacı yaratmak konulu yazısı. daha önce okumuştum ama saklamak gerek diye mimliyorum.

comeclean.com isimli site viral pazarlama örneklerinden biri. itirafınızı elinize yazıyorsunuz. sonra elinizi sabunla yıkayınca pırıl pırıl oluyorsunuz. itirafınız elinizden silinse de sitede saklanıyor. istatistikler oldukça ilginç. aldatma itirafları oldukça yüksek ve itirafların %80′i seksle ilgili. neler yiyoruz itiraf kategorisine denk geldim ki anlam veremedim. bu kategoride itiraf edenlerin %1′i küçük çocuk yemiş. ayrıca sitede daha da dikkat çekici bir uyarı var: “birçok cinayet itirafı aldık. şaka yaptığınızı varsayıyoruz!”

Kategoriler

aklıma birşey geldi...

 

 

www.sansuresansur.org

 

Close
E-mail It