eskiden boğazkesen derlermiş ki boşuna değil, ingilizler istanbul’u işgal ederken bir tek burayla başa çıkamamışlar boğazları kesilmiş tek tek. şimdilerde ise adı bile ingilizce anılıyor lakin daha da önemlisi tophane, karaköy, boğazkesen, galata artık ne derseniz deyin siluet bir şekilde değişiyor. tabanlıoğlu bu proje hakkında 1998 yılından beri çalışıyor. proje resimlerine baktığınızda etkilenmemek mümkün değil. şu anda atıl durumda bulunan binalar yeniden kullanıma açılıyor ve liman yeniden canlanıyor. galataport projesine karşı çıkan bir grup “galata limanı dev metal konstrüksüyonlarla oluşturulmuş büyük alışveriş merkezleri ve hoteller ile heba edilmemeli. liman halkın faydalanabileceği bir projeyle değerlendirilmeli” diyor ve bir örnek olarak malezyadaki bir limanı örnek gösteriyor. 20 yıl türkiye’de yaşayan biri için oldukça doğal bir duygu bu. hayatım boyunca gözümün önünde sevdiğim birçok yerin ırzına geçildi, o kadar çok peşkeş çekme haberi okudum ki ben de bu projenin kime kazanç sağlayacağı konusunda endişeliyim. tabi şu ihale haberleri de insanın moralini bozuyor.
geçenlerde rahmi koç “ihale şartlarından haberim olsaydı ben de girerdim hem de rahmi koç olarak. kırk yıla ne deve kalır ne deveci ne de alacaklı” şeklinde bir ahkam kesmişti gazetecilere haklı olarak. zira olum o ne biçim ödeme planı yuh diyesim geldi okurken. ilk on yıl para ödeme ondan sonra tamamını da kırk yılda öde; oh ne ala memleket! keşke ben de girseydim ihaleye.
Add this!
No comments
Comments feed for this article
Trackback link
http://truetypelies.com/blog/2005/10/03/galataport-dazur/trackback/