Articles by indianropetrick

You are currently browsing indianropetrick’s articles.

sigara.gif

19 Mayıs’ta uygulanmaya başlanacak olan kapalı mekanlarda sigara içme yasağı benim gibi sigara içmeyen biri için oldukça önemli bir uygulama. Belki bu sayede biraz daha rahat nefes alabiliriz. Bu güzel uygulamanın düzgün işleyebilmesi için kapalı mekanlara bu yasağı duyuracak panolar asılması zorunlu hale getirilmiş. Panoları düzenleyen genelgeye göre harf yüksekliğinin minimum 10 cm olması gerekiyor. Biz nasıl yapacağız diye düşünüp buna bir çözüm ararken Sigarayla Savaşanlar Derneği‘nden: “Herhangi birşey yapmanıza gerek yok, hazırladığımız posterlerden alıp asmanız yeterli.” bilgisini aldık. Farklı boyutlarda da alternatifler hazırlamışlar, belli bir rakama bunları satıyorlar. Yukarıda 50×70 boyutunda poster örneğini görüyorsunuz.

Harf yüksekliği 10 cm olarak hazırlanmış BURADA SİGARA İÇİLMEZ CEZASI 62 YTL posteri, tasarlayan(!) ve satışa sunanların kendini bilmezliğiyle dikkat çekiyor. Tıkıştırılmış, çekiştirilmiş, şişirilmiş, koparılmış yazılar çirkinliğe çirkinlik katmış. Katledilmiş harfler insanın üzerine üzerine geliyor. Dikkat çekmenin “büyük, daha büyük”ten geçtiğini sanan idarecilerin de bastırmasıyla 10 cm’lik harfler de zaten sadece bu arkadaşların yaptığı şekilde sığıyor standart 50×70 postere. Tıkıştır, tep, ez, böl! Genişlik sığsa yükseklik sığmıyor. 390 punto Trade Gothic Condensed Bold ile -ki kendisi en dar fontlardan biridir- büyük İ’leri küçük i yazarak ancak sığdırabildim. Üstelik daha da beteri bu kadar çirkin bir posteri asmayan işletmelere 1000 YTL ceza öngörülmüş. İşletmeler, denetleyenlerin kriteri bu poster olduğu için yeni birşey tasarlatmaktan da çekiniyorlar çünkü denetleyenlere göre en dikkat çekici, en okunaklı poster bu. Çirkinlik zorla dayatılıyor yani.

Tipografi sadece grafik tasarımcıların gördüğü birşey değildir. Grafik tasarım hayatı, senin dış dünya ile bağ kurmanı, yolunu bulmanı, başkalarıyla iletişimini düzenler. Baktığında daha kolay algılamanı sağlar. Kendimizi anlatamıyoruz, kimse bizi anlamıyor diye ağlanmak yerine iletişim kurmanın yollarını hep birlikte yeniden öğrenmemiz gerekiyor sanırım.

Sigarasız mekanlar için hazırlanmış güzel duyuru posterleri, işaretleri.

Sigara içmeyelim.

morpheuscanfly.jpg

:P


Pazartesi sabahını kurtaracak bişeyler yap Yutub. Bana bi şarkı çal Yutub. Happiness Yutub.


Yine süper bir ekran koruyucuya rastladım. Dosya ağırlığı epey fazla fakat o kadar güzel ki bir çılgınlık edip yüklenebilir.  SCR | DROPCLOCK_yükle

melek.jpg

Eski web arşivimde, bulduğuma çok sevindiğim bir denememe rastladım. Photoshop’ta yapılmış bir kolaj denemesi…


Dün akşam cnbc-e’nin yeni dizilerinden Pushing Daisies‘te hikayenin bir yerinde pop-up kitaplardan bahsediyordu. Şimdi orada görünce benim algım açıldı, o yüzden her yerde pop-up kitaplar gördüğümü söyleyebilirsiniz tabi. Sabah işe geldiğimde ilk olarak yukarıda görmüş olduğunuz, Ken Ishiguro’nun pop-up abajuruna rastladım. (Gerçekten çok başarılı değil mi? Işığın nasıl yandığını hala çözemedim.) Az önce harf ayaklanmasını yazarken ise şimdiye kadar gördüğüm en başarılı pop-up kitaplardan biri alenen önüme atladı. Marion Bataille tarafından yapılan pop-up kitap farklı karakterdeki pop-up harflerden oluşuyor. Tipografik çözümleri ve harfler arası bağı mutlaka görmelisiniz.

Harfleri seviyorum. Serifli olsun serifsiz olsun o incecik fakat bazı zamanlar tombul duruşlarının, kuyruklarının, tırnaklarının, noktalarının, şapkalarının hastasıyım. Fakat bazen istiyorum ki yanımda durabilsinler,  vitrindeki köpükten yapılmış devasa 5 rakamını ben evimin bi kenarına koyabileyim. Bu isteklerime cevap verecek yerler mevcut tabi. Bu işi en süper yapan yerlerden biri via letter. Yıllar önce görüp de heveslenmiştim fakat bir türlü sipariş verme fırsatım olmadı.

Bütün bunlardan bahsetmemin sebebi Marcus Schaefer’in 3 boyutlu harfleri. Schaefer’in tasarladığı harfler 3 yüzünde de farklı bir fontta karşımıza çıkıyor. Harfler ayağa kalkıyor ve sanırım bize birşeyler anlatmaya çalışıyor:)

Uzun zamandır biriktirdiğim, Flickr’da rastladığım güzel şeyleri bugün ortaya dökmeye çalışacağım.

Yazı ve grafiği günlük hayatın bir parçası haline getirebilmiş toplumlara hep biraz kıskanarak bakacağım sanırım. Kamyon kasalarından, portakal sandıklarına, elektrik kutularından dükkan kapılarına kadar özenle boyanmış hindistan sokakları da bakmayı en çok sevdiklerimden biri. Sizin de bakabilmeniz için hazırlanmış Hindistan Sokak Grafikleri koleksiyonu gözlerinizi kamaştıracak.

Sokaklarında yazının en renkli, en şaşalı, en ışıltılı olanlarını görebilirsiniz. “Zengin” Amerika’nın devasa bir film platosunu andıran kumar şehri Las Vegas’ta bir Neon Mezarlığı‘nda çekilmiş fotoğraflara bakarken çöplüklerinin bile neredeyse sokakları kadar ışıltılı olduğunu hayretler içerisinde izleyeceksiniz.

Muhteşem Graphis Koleksiyonu’na göz attıktan sonra bakması ve sindirmesi biraz uzun sürecek Hollanda Grafik Tasarım’ından başarılı örneklerin sergilendiği koleksiyona yavaş adımlarla ilerliyoruz.

blogodullerilogo.jpg

Bu yıl ilki düzenlenecek Blog Ödülleri‘nin logosunu tasarlama fırsatı bulduğum için oldukça mutluyum. Blog ödülleri internet üzerinden yapılacak oylamayla iyi içeriği ödüllendirecek. Sevdiğimiz bloglar daha fazla insan tarafından tanınacak ve bu sayede bilmediğimiz, yepyeni blogların da yolu açılacak. Blog Ödülleri logo tasarım sürecinin bir özetini Blog Ödülleri blogundan okuyabilirsiniz.


Ünlü fransız otomobil firması Citroen‘in 1950′lerden bugüne kullandığı basılı materyallerden oluşan muhteşem bir koleksiyona rastladım geçenlerde. O kadar etkileyici ve temiz tasarımlar var ki blog için görsel seçmekte epey zorlandım. ilk bunu çok beğendim sonra bunu.


Bu aralar girdiğim yazılar çoğunlukla videolardan oluşuyor farkındayım fakat onca işin arasında böyle etkileyici projelere rastlayınca da eklemeden edemiyorum. Kaligrafi öğrenmek istiyorum. Bu arada çocuğun yaptıkları bazen adamınkinden daha enteresan oluyor.


Günlük rss takibimi yaparken swissmiss‘te yayınlanan bu video epey ilgimi çekti. Yaratıcı, üretken, pırıl pırıl bir genç olan Zach Klein‘in aşama aşama kaydettiği serigrafi çalışması diğer yöntemlerden oldukça farklı. Şeffaf folyo yöntemi itiraf etmeliyim ki daha önce hiç aklıma gelmemişti. Bununla birlikte kurutma yöntemi özellikle dikkate değer. İşin sırrı burada:)

Ek:  Yazıda şeffaf folyo olarak bahsettiğim şey aslında Rubilith olarak adlandırılan ve serigrafide kullanılan bir maskeleme filmiymiş. Araştırdım, bizde de serigrafi folyosu olarak geçiyor. Konuyla ilgili daha fazla da bilgi yok maalesef. Yine de şeffaf folyo denenebilir diye düşünüyorum.

CERN’de yapılacak, evrenin nasıl var olduğuyla ilgili bilgilere ulaşılacağı beklenen Atlas deneyi sırasında ortaya çıkan yüksek enerji, zamanda bir kırılma yaratacak, atom düzeyinde bile olsa bir zaman tüneli oluşacak…

CERN’de yapılacak zaman yolculuğu deneylerinden ilham alarak Artemis tarafından başlatılan ve lyn sayesinde dahil olduğum “Zamanda yolculuk gerçekleşebilseydi, gitmek isteyeceğimiz iki zaman dilimi”, sorusu üzerine mim dalgası.

Zamanda yolculuk fikri beni her zaman heyecanlandırmıştır fakat hiçbir zaman belli bir zamana gidip orada yaşamak üzerine olmadı hayallerim. Ha tabi zamanda yolculuk benim için mekanda yolculuktan hiçbir zaman ayrılmamıştır. Eğer sadece zamanda yolculuk edip bulunduğumuz mekanı hiçbir zaman değiştiremeyeceksek, yani 2008 İstanbul’undan 1497 Floransa’sına gidemeyeceksek, bu konuyu ayrıca değerlendirmemiz gerek. Tabi böyle bile olsa yaşadığımız şehir dolayısıyla epey şanslı sayılırız.

Zaman ve mekanda yolculuk edebileceğimiz varsayımıyla, bulunmak istediğim iki zaman noktası şöyle:

1- 20. yüzyılın en büyük grafik tasarımcılarından Otl Aicher ile tanışmak ve bi şekilde birlikte çalışmak isterdim. En bilinen işlerini 1972 Münih Olimpiyatları için tasarladı. Olimpiyatlar için tasarladığı piktogramlar, halen tüm dünyada halka açık alanlarda yönlendirme sembolleri olarak ve hatta artık klişe de olsa birçok ilan, logo tasarımında kullanılıyorlar. Eğer bir zaman makinem olsaydı 60′ların sonuna gider Aicher’in 72 Münih Olimpiyatları için yaptığı çalışmalara dahil olmaya çalışırdım.

2- İstanbul’un şu anki haline baktığımda güzellikten çok harap edilmiş bir kent görüyorum. Yaşım baz alındığında şehrin güzel olan haline yetişmem de imkansızmış. Geçen yıl Pera Müzesi‘nde açılan “Konstantiniyye’den İstanbul’a” sergisini gezerken daha önce hiç görmediğim bir İstanbul fotoğrafına rastlamıştım. İstanbul surları denize iniyor ve önünden kayıkla insanlar geçiyor. İnanılmaz bir manzaraydı. Henüz bir sahil yolunun olmadığı 1950 öncesi İstanbul’una gitmek isterdim. Hem o çok merak ettiğim sahil meyhanelerini görmek, uskumru dolması yemek için, hem de bozulmaması için neler yapılabilirse işte yapmak için.

Geçmiş ya da gelecek, gideceğiniz, göreceğiniz, yiyip içeceğiniz şeyleri çok merak ediyorum: kudra, neşeligençler, nahnu

istockphoto_4870458_umbrella_effect.jpg

Biraz geç kalınmış bir hareket olsa da sonunda ben de stok fotoğraf işine bulaştım. Uzun bir kabul edilme süreci ve eklediğimiz fotoğrafların acımasızca ard arda (fakat kabul etmeliyim haklı nedenlerle) geri çevrilmesi moralimizi biraz bozsa da yavaş yavaş alışmaya başlıyoruz sanırım. Bu süreçte öğrendiklerimiz ise benim için çok değerli. Halen satışta olan 11 fotoğrafı buradan görebilirsiniz, dilerseniz beğendiklerinizi satın da alabilirsiniz:)

saltuz.jpg

geç çıkılmış bir öğle yemeğinde, hızlıca yiyip çıkılacak bir fast food restoranında gelecek yemekleri beklerken masadaki tuz paketleriyle bir font denemesi. şahsen tuz’un hafiften peignot fontuna benzediği kanaatindeyim. peignot 1937 yılında, yetenekli bir poster sanatçısı olarak bilinen Adolphe Mouron Cassandre tarafından tasarlanmış, hem dekoratif, hem de tırnaksız ve bu nedenle de ender rastlanan bir font.

ben tuz paketlerini bişeye benzetmeye çalışırken jeremy pettis 26 karakterle 26 hayvanı betimlemiş. sanki nuh’un gemisi. kaplan pençesini masaüstümde hissettim.

son olarak fontlarına göre sigara paketlerine de göz atıp bu konuyu kapatalım.

futuristika.gif

futuristika! enteresan mevzular dergisi yayın hayatına başladı. şu hayatta hiçbir şeye şaşırmıyorum artık, birşey olsa da silkinsem, kendime gelsem diyorsanız durmayın başlayın ilk başlıktan: Püsküllü moruk - Cem Karaca & Kardaşlar

futuristika!’nın logosunu yapsam nasıl yapardım diye düşünüp kimseden habersiz çalışmaya başladım. çalışmalarım içerisinde yukarıda gördükleriniz en çok hoşuma gidenler.

bir site açılışı haberi daha. absürd haberler muhabirimiz winmaker yeni adresiyle geri döndü.


snoop dog mtv’de rastladığım, yaptığı müziğin hayranı olmasam da rastladığımda dinlediğim bir müzisyen. fakat son zamanlarda mtv’de dönen sensual seduction klibi ile hayranları arasına katılmama ramak kaldı. yapım kalitesi, uygulamadaki profesyonellik, dönemle birebir oturan koreografi göreceksiniz ki sizi de etkileyecek.

tabi görebilirseniz…

geleceğe not: siz bu yazıyı okurken video linki çook uzaklara gitmiş, aslında o kadar uzakta olmasa da gözlerimiz kapandığından görünmüyor olabilir. sabırlı olun, eminim birgün açılacaktır.

geleceğe not 2: tabi okuyamıyor da olabilirsiniz zira aynı zihniyet erişimini yasakladığı bir siteye, başka bir konu için dahi olsa, link vermeyi de suç kapsamına alıp bu siteye erişimi de yasaklayabilir. göğe bakalım.

kötü tasarımları yola getirin! design-police

kalaba.jpg

karalamalara birkaç yeni çizim ekledim. yeni yıl, yeni karalamalar ve tamamı için truetypelies/blog/karalamalar

sigaraodasi.jpg

ofisin, apartman boşluğuna bakan ve bütün apartmanın klimaları sebebiyle gelecekte geçen bilim kurgu filmlerindeki karanlık şehir görüntülerini andıran 1 metrekarelik balkonu uzun süredir sigara içenlere ayrılmış durumda. benim gibi sigara içmeyenlerin çok fazla uğramadığı bu balkonda uzun zamandır gözüme kestirdiğim bir noktaya geçenlerde ufak bir düzelti -manipülasyon da olabilir- yaptım.


Daha önce hiç dikkatimi çekmemişti. Bu video sayesinde aydınlandım:)
(teşekkürler / thank you swissmiss)

The Wind


lyn’in blogunda 2007′nin öne çıkanları ve son haberlerine göz atarken Epuron firması için hazırlanan bu viral reklam filmi dikkatimi çekti. çok etkilendim. benden 10!

caydanliksubalikayi.jpg

başlık biraz narnia günlükleri gibi oldu. uzun zamandır karalamalar bölümüne eklemek istediğim, yaparken çok eğlendiğim bir kolajı sonunda ekleyebildim. afiyet olsun.

giveupvista.jpg

bugünlerde internette görüp görebileceğiniz en hoş reklamlardan biri. windows vista tanıtım ve satış sayfalarında çıkan etkileşimli iki farklı banner ile halk bilgilendiriliyor. pc adamı vista’daki problemlerden dolayı windows kullanıcılarının ya xp’ye döndüğünü ya da mac aldığını söylüyor ve bunu önlemek amacıyla vistadan vazgeçmemeleri için bir banner hazırlıyor. ama olmuyor, olamıyor… don’t give up the fight

calvino‘nun, katıldığı savaşta sol tarafına yediği bir gülleyle iyi ve kötü olarak tam ortadan ikiye bölünen bir soylunun hikayesi anlatılan “ikiye bölünen vikont” adlı öyküsü ilginçtir. calvino -ki kendisi görünmez kentleri görünür kılan bir hayal gücüne sahiptir- bu öyküsünde tamamen fantastik bir hayat öyküsünden etkilenmiş. hayatı, soylu olduğunu iddia eden fakat hiç de zengin olmayan doktor babasının alacaklılarından kaçmak için ailesi ile şehirden şehire dolaşmakla geçti. madrid’te üniversitede okurken bir arkadaşını yaraladığı için hakkında tutuklama emri çıkarılınca italya’ya kaçtı. tam da o sırada osmanlı’ya karşı sefere hazırlanan haçlı ordusuna katılmak için büyük bir hevesle ve italya’dan bindiği marqueza isimli gemiyle, bize göre inebahtı ona göre lepanto savaşına katıldı. osmanlı’nın yenildiği savaşta miguel de cervantes göğsüne iki kurşun yemiş, sol elini de bir gülle götürmüştü. (hikayenin devamını murat bardakçının yazısından okuyabilirsiniz.) iş bulamadığı için yazarlığa başlayan fakat yazdıkaları tutmadığı için farklı işler yapmak zorunda kalan cervantes ancak son yazdığı don kişot’la adını duyurmayı başardı. kitabın ve yazarın ünü o kadar yayıldı ki o zamanın korsancıları tarafından don kişot’un sahte bir devamı yazıldı. yazar ise ancak bir on yıl sonra kendi kitabının devamını yazabildi.

gelelim bu hikayeyi aklıma getiren ve bu yazıyı yazmama neden olan şeye. textatis isimli font tasarım firması don kişot’un ilk baskılarında kullanılan yazı karakterini günümüz tasarımcılarının kullanımına sunmuşlar. karakterlerin zarifliği, dengesi çok hoşuma gitti.

dülsinya, donkişot, quixote, la mancha,

daniel stolle > illustratör
etkileyici işlere sahip yetenekli bir illustratör olduğunu düşünüyorum. portfolyosu size yetmediyse daniel her gün bir imaj canlandırıyor zihninizde. rss

birkaç gün önce etrafta işlerinden bir örnek görmüştüm fakat onca açık pencere içinde kaybettim sanırım. bugün yeni üye olduğum behance network içinde dolanırken “expose yourself” sticker tasarım yarışmasının kazananlarından da olduğunu görünce daha da dikkatimi çekti. çizgileri, renkleri ile başka bişey olmuş. beğendiğim illustratörler kategorisi içerisine ekliyorum kendisini.

burcu dayanıklı blogu

karabatakblg.jpg

geçen hafta rus bandıralı bir petrol tankeri karadenizde fırtınaya tutularak battı. aynı fırtınada batan diğer gemilerde ise büyük miktarda sülfür bulunuyordu. batan gemilerin ardından karadeniz’e dökülenleri temizlemenin yıllar alabileceği de konuşuluyor. kaza… fırtınaya yakalanan tankerin aslında herhangi bir hatası yok. o her zaman yaptığı şeyi yapıyordu. bir yerden bir yere petrol taşıyor. fırtına da her zaman yaptığını yaptı. ilk kez fırtına çıkmıyor ya. fakat işte insanın içi kaldırmıyor bir noktadan sonra. petrol ve benzeri maddeler deniz yoluyla taşınmamalı. bakın taşınınca böyle oluyor.

ntvmsnbc’deki fotoğrafları görünce canım iyice sıkıldı. petrol faciası demek can çekişen kara bataklar demek benim için. karabataklar doğanın sözcüleriymiş meğer. bir de absürd gelecek belki ama duck hunt oyunu geldi aklıma. yukarıdaki posteri yaptım ben de. rakamlar sallamadır tabi bi de. sahi kaç canı kaldı doğanın?

okumaya başladığımdan beri tabelaları okurum. hatta galiba tabelalarda yazılanları sökmeye çalışırken okumayı öğrenmişim. yani 20 yılı aşkındır süre içinde birsürü ilginç, yaratıcı şeyle karşılaştım fakat böylesi çok seyrek çıkıyor insanın karşısına. şişli halaskargazi caddesi’nde bir çiğ köfteci olan bulgurking gördüğüm ilk andan beri takdirimi toplamış bir işletme. kıvrak zeka ile girişimciliği birleştiren süper bir örnek.

diğer gördüklerim:

“now çiğ köfte time!” eyüp’te bir çiğ köfteci

“sizi çok seviyoruz!” yine eyüp’te bir serfloor mağazasının sloganı. artık genel bir slogan mı bilmiyorum. ne yani “ben de sizi çok seviyorum verin ordan 30 m2 laminat parke!” mi diyeceğim.

kural çok basit. fotoğraf makinenin zamanlayıcısını iki saniyeye ayarlayıp düğmeye basıyorsun ve var gücünle makineden kaçıyorsun. runninfromcamera

49_guenter_eder_breier.jpg45_christina_foellmer.jpg

almanya, avusturya ve isviçre’de ortak olarak düzenlenen en iyi 100 poster yarışmasının 2006 yılı sonuçları.

hollanda’da magenta renginin iletişim faaliyetlerinde ücretsiz olarak kullanılmasını savunan bir sosyal hareket başlamış. şimdi bu ne saçma şey. zaten isteyen istediği rengi kullanır diyebilirsiniz. mevzunun T Mobile firmasının piyasadaki alman firmaları Slam FM, Compello and 100% NL‘nın logolarında magenta renk kullanmaları nedeniyle yasal yollara başvurmasıyla ortaya çıkmış. T Mobile dava gerekçesi olarak magenta rengini Oami adlı iç pazara yönelik bir piyasa standartları ofisine kendileri adına tescil ettirmelerini gösteriyorlar. bir rengi sahiplenmek tamam da başkalarını bu renkten mahrum bırakarak zihinlerde renk/marka algılanımını güçlendirmeye çalışarak işin dozunu kaçırmışlar.

23 yaşında izlandalı bir illustratör ve grafik tasarımcı olan siggi eggertsson’u halen test yayınında olan found sayesinde keşfettim. illustrasyonlarında kuzey ülkelerine has motifler var. ben beğendim.

siggi eggertsson - vanillusaft.com

tasarım dünyasının en başarılı yayınlarından biri olan japonya kaynaklı ping mag’da yayınlanmış süper bir derleme: japon ambalaj tasarımları.
1. çilek resmi geçidi

2. abur cubur karakterleri

3. sake şişeleri

4. doğa dostu ambalajlar

anagramlar ve kelime oyunlarıyla bezenmiş tipografi deneyleri –> tauba auerbach

ibucks.gif

kim bilir belki yıllar sonra kullan at hafıza kartları ortaya çıktığında onları olur olmaz yerlerde uygulanır görebiliriz. belki bir gün starbucks’tan aldığımız kahve bardakları üzerine, içindeki kahvenin geldiği yöreye ait ya da o kahveyi içenlerin en çok dinledikleri şarkıları yükleyecekler ve kablosuz kulaklıklarımız sayesinde bu şarkıları dinleyebileceğiz. kim bilir? kimbilir belki bu illustrasyonu beğenenler birgün masaüstü resmi (1280×1024, 1024×768) yapmak ister, hiç ummadığımız bir anda t-shirtleriyle karşımıza çıkabilirler:)

kudra'nın prag fotoğraflarından kafkaya ait olanı

Kelimelere hakim olduğu kadar küstah, bi o kadar da iyi bir fotoğrafçı olan kudra hanım’ın flickr’ında bir sürü yer birikmiş. bi şanlıurfa bi ispanya, bi mardin bi prag, bi kıbrıs bi van her yeri gezmiş. daha da gezer bu…

bu arada flickr hesabındaki fotoğraflar buz dağının görünen yüzü. kudra hanım’dan daha kapsamlı bir portfolyo bekliyoruz.

ışık oyunları

iki yıldan beri kullanmakta olduğum Konica Minolta Dimage X60 dijital fotoğraf makinemin memnun olmadığım tek özelliği ışığın yetersiz olduğu ortamlarda -ki bu gün ortasında bir ev içi bile olsa- flaşsız net bir fotoğraf çekememesi. üstelik flaşlı çekimlerde de gözleri kıpkırmızı canavar gibi çıkartıyor. (şimdi böyle söyleyince hepten kötü gelmeye başladı). geçtiğimiz yaz tatildeyken makinenin yetersiz ışıkta pozlama süresini uzun tutmasından faydalanarak ortaya yaratıcı bazı kareler çıkarmaya çalıştım. ben ışığı eğip bükmeye çalışırken bana bakanlar eminim deli zannetmişlerdir :)

yarı kontrollü ışık oyunları

tashih: flaşları flash yazmışım, kötü olmuş. düzelttim.


devasa bir balinanın şehrin ortasında yüzeye çıktığı kısım çok şık olmuş. buz gibi gol.

ek:  reklam filminin yayınlanmaya başlamasından sonra fikrin yapım şirketine daha önce çalışmak için başvurmuş kozyndan‘ın şirkete bıraktığı portfolyosundan çalınmış olduğu tartışmaları reklam dünyasını karıştırdı. tavşanlı şehir eskizleri olayın öyle basit bir esinlenme olmadığını gösteriyor bana göre. hırsızlık, aşırma, apartma dedikodularını bir yana bırakıp bu muazzam reklam filminin yapım aşamalarını ve gereken malzemelere bir göz atalım, neşemiz yerini bulsun.

kartvizitelisi.jpgkartvizit3.jpgkartvizit2.jpg

bir süre önce değişiklik olsun diye kendim için bir kaşe tasarlamıştım. sağdan soldan bulduğum güzel kağıt parçalarını kartvizit boyutunda kesip üzerine basıyordum damgayı. bu damga/kaşenin en güzel tarafı farklı renklerde uygulanabiliyor olması. mürekkebi istediğin gibi karıştırabilir, kafana göre seçebilirsin. geçen haftasonu kartvizit stoğumun tükenmesi nedeniyle yeni kartvizitler yapmaya kalktığımda evde enteresan herhangi bir kağıt bulamadım. ev bu matbaa değil sonuçta. ben de suluboyalarım yardımıyla bir kağıdı kafama göre boyayıp yukarıdakileri elde ettim.

malzemeler:
300 gr. ve üstü kağıt
kaşe
mürekkep
suluboya
maket bıçağı

w+k london tarafından yapılan, rus konstürüktivizmi ile bauhaus arasında biryerlerde dolanan honda poster serisi gözlere bayram ettiriyor. via design daily news

lomoimaj.jpg

sovyetler birliği’nde rus ajanlarının kullanması için üretilen dört lensli, cepte taşınabilir fotoğraf makineleri soğuk iklimden, sıcak iklimlere kadar bütün dünyayı kasıp kavurdu. son olarak avrupa’da görülen çılgınlık, kim bilir belki hala devam ediyordur. tabi talep artınca fiyatlar da epey uçuyor. öyle ki 20-30 liraya alınabilen makineler bugün 200 dolar gibi bir rakama satılıyor sanırım. olur da bir şekilde ucuza bir lomo bulursanız lomography cemaatine katılmak için cemaatin kurallarına uymak durumundasınız. nedir bu kurallar:

gittiğin her yere götür, yanından ayırma
objelere yaklaş yaklaşabildiğin kadar
fotoğrafları bel hizasından çek
düşünme
hızlı ol
neyin fotoğrafını çektiğinin bir önemi yok
kuralları boşver.

daha fazla bilgiyi 3ayak.org‘da çıkan konuyla ilgili blogdan edinebilirsiniz. bu blogu yazma amacıma gelince. bu sabah lomoyla ilgili bbc’nin çektiği bir belgesele rastladım. aşağıda bu belgeseli 7 parçaya bölünmüş halde bulabilirsiniz.

the LOMO CAMERA
shoot from the hip

1 2 3 4 5 6 7

çarpım tablosu‘nda çıkan yeni mim dalgasından flynxs‘in kadife karanlık, 187/1 blogu sayesinde haberdar oldum ve dahil olmak istedim. Yapmamiz gerekenler kisaca soyle:

  1. bize en yakın kitabı alıyoruz.
  2. kitabin 187. sayfasini cevirip. (kitabin sayfa sayısı 187’den büyük olmalı!)
  3. 1. cümleyi bulup.
  4. o cumleyi blogumuzda postalıyoruz

Benim de tamamen rastgele olarak elde ettigim sonuc -ki çok enteresan olduğunu söyleyemem. yanımda öylece duran bir kitap- soyle :

Nedim Gürsel
Sağ Salim Kavuşsak
Çocukluk Yılları
Doğan Kitap
2. Baskı / Mart 2004 / ISBN 975-293-175-8

Eken bizi biçer bir gün
Dedem İstanbul’da, o dönemin ünlü üroloğu Gıyasettin Korkut’un ellerinde can verdi, ameliyattan birkaç gün önce.

yine etkileneceğinizi umduğum bir illustratörle karşınızdayım. melvin galapon doğma büyüme ingiliz ve şu an londra’da yaşıyor. tasarımları wallpaper, new york times, guardian, if you could, digital arts gibi dünyaca ünlü yayınlarda çıkmış. melvin‘in beni en etkileyen işleri küçük, büyük malzemelerle oluşturduğu piksel portreler.

liptonbalon.jpg liptonbalon2.jpg

sallama çay ambalajlarından enteresan dokular oluşabiliyor. iş yoğunluğundan kaçıp, ya da çay sallamak için mutfağa gittiğinizde bir iki dakika daha fazla kalmanızı sağlayacak süper bir el ve zihin egzersizi. makas olarak parmaklarınızı, yapıştırıcı olarak da bir iki damla çay kullanmak zorundasınız zira içeriye malzeme tedariki için gitmeye kalkarsanız müşteri temsilcileri sizi yakalayıp yine masanıza oturtabilirler. kaçın, kendinizi kurtarın… katkılarından dolayı kalembiticeyn, lipton ve doğuş çaya teşekkürler…

yukarıdaki tasarımı masaüstü resmi olarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz: uçsam ya 1024×768

ek: 2 ekim 2007 salı / ilk cümlede geçen enteresan dokuları açıklığa kavuşturmak gerek. aşağıdaki de buna örnek olabilir sanırım:)

doguspattern.jpg


kontrol - Z kullanmam çünkü hata yapmam:) süper olmuş.

ismine hayran kaldığım sanna annukka yarı ingiliz yarı finlandiyalı. kendi biyografisinden öğrendiğim kadarıyla çocukluğunun büyük kısmını finlandiya’nın köylerinde, kah ormanda keşfe çıkarak, bol bol yüzerek, balık tutarak geçirmiş. yani %51 hisse finlandiya’nın. dolayısıyla illustrasyonlarındaki folklorik öğeler de buradan çıkıyor. uzun zamandır gördüğüm en etkileyici vektör öğeler olduğunu söyleyebilirim. hatta o kadar etkilendim ki satın alayım dedim bir serigrafisini fakat çok pahalıymış. (paund ne kadar?)

web tasarımına kıyasla basılı işler tasarlamayı daha çok seviyorum. tasarladığım birşeyin insanların ellerinde dolaşması, ona dokunmaları, karıştırmaları işin en hoşlandığım kısmı. bazı şeylerin basılı olması gerektiğine inanıyorum ve bunların basılmasına yardım ediyorum. hangi tarafta olduğunuza karar vermeden önce nelere malolacağını da bilmek gerekiyor. yaptığınız kitap için ne kadar ağaç kesildi? kullanığınız boyaların üretimi sırasında ne kadar zararlı madde atık olarak doğaya bırakıldı? öyle ya kullandığımız bütün boyalar petrol bazlı… bazı şeyler basılı olmalı fakat görüyorsunuz ki birçok şeyi artık dijital ortamda halledebiliyoruz.

pazar günü marketingist fuarındaydım. birsürü standda bloknotlar, dosyalar, broşürler… dosyaları ve broşürleri bir yere kadar kabul edebiliyorum fakat şu bloknot basma işinden vazgeçsek artık. dağıtılan bloknotların ne kadarı kullanılıyor, üzerine koyduğunuz telefon numaralarına ne kadar geri dönüş oluyor? bloknotun iş hacminiz üzerindeki etkisi ne? her yıl yılbaşında gelen ajandaların büyük bir kısmının atıldığından, ilk sayfalarına başlanıp sonra bırakıldığından eminim. defter, bloknot, ajanda kullanmak isteyen para verir alır. ayrıca yukarıda da söylediğim gibi artık bu ajanda benzeri şeyleri dijital ortamda tutmak hem daha kolay, hem daha işlevsel, hem daha çevreci, hem daha havalı… bırakın bu işleri bakın neredeyse artık bakkal bile veresiye defterini internet üzerinde tutacak.

aiga’nın sürdürülebilir tasarım merkezi‘nde birşey tasarlamadan, satın almadan önce kendimize sormamız gereken 11 soru listelenmiş.
p.gif

yukarıda görmüş olduğunuz uyarı bana gelen bir e-postada dip not olarak geçiyordu. çok başarılı bir eylem olduğunu düşündüğüm için ekran resmini aldım.

gözlük-süz

iki yıl önce burada da bahsettiğim üzere geçirdiğim operasyonla gözlükten kurtulmuştum. şimdi ise gözlüklü halimi hatırlamıyorum bile. insan ne kadar da çabuk unutuyor. her gün sabahtan akşama bilgisayar başındayım ve iki yıldır hiçbir problemle karşılaşmadım. şahin gibi olmasa da gayet düzgün görüyorum. buradan başka bir konuya geçeceğim sanıyorsunuz belki ama hayır… sadece bir memnuniyet yazısı yazayım dedim.

citysopening.jpg

kendi diline bu kadar kıl olan başka bi millet var mıdır acaba? nişantaşı’nda gördüğüm gayet haklı bir tashih . bravo!

barnbrookdesign.jpg

JONATHAN BARNBROOK İSTANBUL’DA

Dünyanın en önemli 100 grafik tasarımcısı arasında gösterilen ve halen İngiltere Tasarım Müzesi’nde retrospektif sergisi izlenime açık olan Jonathan Barnbrook, 23 Eylül Pazar günü İstanbul’da grafik tasarımcılarla buluşacak.

Xerox sponsorluğunda, Grafik Tasarım dergisinin davetlisi olarak yurdumuza gelecek olan İngiliz grafik tasarımcı Jonathan Barnbrook, Marketingist 2007 Fuarı kapsamında Grafik Tasarım dergisinin organize ettiği “Grafik Tasarım Günleri”nde bir seminer vererek, okurlarla bir araya gelecek. Katılımcılar, seminerle beraber tasarımcının vurucu işlerinden oluşacak sergiyi de gezme şansına sahip olacaklar; Xerox etkinlik alanında da J. Barnbrook ile ilgili sınırlı sayıdaki kitapçığı ücretsiz edinebilecekler.

J. Barnbrook, fuarın son günü olan 23 Eylül’de, 13:00-17:00 saatleri arasında tasarım felsefesi ve tasarımcının günümüzdeki konumu hakkında görüşlerini izleyicilerle paylaşacak. Bilindiği üzere J. Barnbrook, grafik tasarımın özünün ne olduğu konusundaki söylemleriyle dünya çapında büyük ilgi görüyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’n›n düzenlediği İstanbul Bienali’ninde de çalışmasıyla yer alacak tasarımcının, bu, Türkiye’ye ikinci gelişi olacak.
Grafik Tasarım dergisini takip edenler her ne kadar J. Barnbrook’u iyi tanısalar da henüz tanıma şansı bulamamış okuyucular için kısa bir bilgi verelim:
İlki 1964’de hazırlanan ve 2000 yılında güncellenen “First Things First” (İlk Önce Öncelikler) manifestosuna imza atmış, dünyanın önde gelen grafik tasarımcılarından biri olan İngiliz J. Barnbrook, Adbuster başta olmak üzere birçok dergide, şirketler tarafından tüketicilere iletilen mesajlar konusunda, tasarımcılara önemli görevler düştüğüne dikkat çekmektedir. Barnbrook, 2001 yılında AIGA’nın Las Vegas’ta düzenlediği konferans için tasarladığı “Tasarımcılar, kendileri için yalan söylemenizi isteyen şirketlerden uzak durun” başlıklı açık-hava tasarımlarıyla da uzun süre gündemde kalmıştı.

grafiktasarim_logo.jpg

Tüyap (Beylikdüzü) - Marketingist 2007 Fuarı çerçevesinde düzenlenecek olan Barnbrook seminerinin yanı sıra, Grafik Tasarım dergisinin yayın kurulu üyeleri de “ambalaj ve tipografi” üzerine etkinlik alanında birer konuşma yapacaklar. 22 Eylül Cumartesi günü 13:00-17:00 saatlerinde gerçekleşecek olan panelde İlhan Bilge, Prof. Emre Becer ve Doç. Namık Kemal Sarıkavak sunumlarıyla grafik tasarımcılarla buluşacaklar.

Barnbrook seminerine ön kayıt için: www.grafiktasarim.org
Fuar hakkında geniş bilgi ve ulaşım kolaylıkları için: www.marketingist.com

armalar.jpg

az önce moleschino‘da rastladığım ilginç ve bir o kadar da haklı bir “neden? sorusu. her ülkenin bir arması var fakat ya bizimki? ülkeler, armaları ve türkiye

buradan yola çıkarak başlamasını umduğum tartışmaları ise şöyle listeleyebilirim:

  1. bir armamız olsun, en azından isviçre gibi.
  2. pasaportlarımız küçülsün, netekim insan kullanacak.
  3. pasaportlarımız küçülürken ucuzlasın da. dünyayı görmek nispeten daha kolaylaşsın. öyle çılgın bir isteğim de yok. alman devleti ya da fransız devleti ne istiyorsa onu istesin ülkem pasaport isteyen için.

flickermood.jpg

lyn foto-tipografiden alman ekolüne varan ile ilgili detaylı bir tipografi derlemesi yapmış. bu derlemeden kendi payıma çıkardığım ise video animasyonunu çok beğendiğim flickermood.

picture_17.png

grant hamilton’un polaroidleri flickr üzerinde şimdiye kadar gördüğüm en etkileyici albümler sıralamasında rahat rahat ilk üçe girer. poloroidleri yan yana gördüğümde resmen içim yandı bunu niye ben yapmadım diye. :) gerçekten.

thanks swissmiss!

ps-edition.jpg

günter eder ve roman breier’in portfolyosuna ilk olarak birkaç ay önce rastlamış ve çok etkilenmiştim. herhangi bir yere not almadığımdan günlerce aramıştım da bulamamıştım. neyse ki web denilen nane bir çemberden başka birşey değil yeni şeylere rastlıyor fakat eskileri de tekrar görebiliyorsunuz. güçlü tipografik bakışları ile tipik alman tasarım anlayışına sahip eder&breier grafik atölyesi‘nin çalışmalarına bakmanız şiddetle tavsiye olunur.

ikiyenikaralama.jpg

karalamalar bölümüne iki yeni karalama daha ekledim. bu kez boyalarla oynadım, tipeks gibi yeni karalama aletleri denedim. bir bakın belki hoşunuza gider. hem belki de görmediğiniz birkaç karalama daha vardır.

karalamalar

2-Fontlar
Eğer grafiker helvetica seçtiyse arial’i görmek isteyin. eğer arial seçtiyse comic sans isteyin. eğer comic sans seçtiyse o grafiker zaten yarı yarıya delirmiş demektir ki bu da işinizin büyük bir kısmını atlattığınız anlamına geliyor :)

bu arada sevgili eşim, çok yoğun olduğumu bildiğinden benim için 3. ve 4. maddeyi çevirmiş:)

3. Daha fazla Daha iyidir
Diyelim ki gazete tasarımı istiyorsunuz. Grafik tasarımcılar her zaman, heryerde beyaz alanlar bırakmaya çalışırlar. Geniş kenar boşlukları, paragraf araları, ayrı öbekler vs. Size de böyle yaparak, okuması daha kolay, daha temiz gözüken ve profesyonel bir görünüm kazandırdıklarını söylerler. Ancak bu yalanlara inanmayın… Bunu yapmalarının sebebi daha fazla sayfa kullanarak dökümanı daha büyük hale getirmek, baskı almak istediğinizde size daha fazla masraf çıkartmak istemeleri. Peki bunu neden yapıyorlar? Çünkü grafik tasarımcılar sizden nefret ediyor…. Ayrıca onlar bebek yer… Pişmemiş, çiğ bebek eti…

Sonuç olarak, onlardan daha dar kenar boşlukları ve gerçekten ama gerçekten küçük bir metin istediğinize emin olun. Bunun için birçok font önerilebilir (eğer Comic Sans, Arial veya Sand isterseniz bu size bonus kazandıracaktır) Clipart isteyin.. Birçok resim isteyin (eğer bu resimleri nasıl göndereceğinizi bilmiyorsanız birinci maddeye tekrar bakın) Sizinle tartışmaya ve kendi tercihlerini savunmaya çalışacaklardır ama takmayın, sonuçta müşteri her zaman haklıdır ve sizin taleplerinize boyun eğeceklerdir.

4. Logolar
Belirli bir proje için, diyelim ki bir ortaklık veya sponsorluk, bir grafik tasarımıcıya logo göndermek durumunda kalırsanız, logonun gerçekten ama gerçekten küçük boyutlarda ve düşük çözünürlükte veya jpeg formatında olduğundan emin olun. Eğer göndermeden önce bunu bir word dökümanına eklerseniz bu da bonus puan demek.

Bu kadarının yeterli olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Ancak bir tasarımcının ruhsal dengesini gerçekten bozmak istiyorsanız elinizden gelenin en iyisini yapın ve göndermek için logonun, ayrılması zor bir arka planı olan versiyonunu seçin. Siyah ve beyaz arka planlardan kaçınmalısınız, zira photoshop’ta tonlarıyla oynayarak bunlardan kurtulmak kolaydır.

Tasarımcı bu küçücük logo üzerinde işini bitirdiğinde de ona daha büyük bir logoya ihtiyacınız olduğunu belirtin.
Eğer özel bir logoya ihtiyacınız varsa bir mendilin üzerine kendi karalamalarınızı yapın. Yada daha iyisi bırakın bunu 9 yaşındaki çocuğunuz yapsın. Karalamalarınızın 5 dakikadan fazla vaktinizi almamasına dikkat edin. Ayrıntılı ve kolay anlaşılabilir birşeyler yapmak istemezsiniz, çünkü tasarımcı ne istediğinizi ne kadar az anlarsa, işini bitirdiğinde siz o kadar çok şey değiştirmesini isteyebilirsiniz.

Asla ilk logoyu kabul etmeyin. Asla dokuzuncu logoyu da kabul etmeyin. Birçok değişiklik isteyin ondan; renkler, fontlar, clip artlar vs… Logoya resim eklemesini isteyin mesela. Bevels, Gradients, Comic Sans… ve 10. denemesinde, ona en çok 2. logoyu sevdiğinizi söyleyin…

Biliyorum bu acımasızlık ama unutmayın, grafik tasarımcılar orta yaşlı kadınlarda göğüs kanseri sebebidir…
bir grafikeri delirtmenin 8 yolu

dünyanın en zengin adamı artık bill gates değil. peki kim? apple’la bağlantısı ne? ucuz bilgisayar diye birşey vardı hani niye burada hiç sözü geçmiyor? niye?

modern zaman, garip haller / serdar kuzuoğlu / radikal

veertypecity.jpg

stok görsel ve tasarım konusunda yakından takip ettiğim veer pazarladığı fontlar için alışılmışın dışında bir kataloğa imza atmış. fontları modern, klasik, script, kursiv gibi tanımlamak yerine fontlardan oluşmuş bir şehir olsaydı hangi font ne olurdu sorusunu şık bir şekilde cevaplamışlar. veer: type city

Craig Ward’ın tipografik tasarım ve illustrasyonlarından oluşan portfolyosu oldukça etkileyici. özellikle yukarıda gördüğünüz “if you could…” dergisi için yapılan tasarım çok hoşuma gitti. words are pictures

temmuz07masaustu.jpg

üsteki illustrasyon da dahil olmak üzere çok güzel işlere imza atmış brezilyalı bir illustratör : guilherme marconi

savaş özay’ın yenilenmiş web sitesi: savasozay.com

computer arts dergisine bakarken rastladığım eğlenceli bir masaüstü resmi

yine computer arts’tan kendi fanzinini oluşturman için ipuçları.

dünyanın ilk dijital sanatçılarının işleri. gerçekten ilk! taa 1952′lerde başlıyor.

grafik dili daha siteye girer girmez sizi etkileyen, beğendiğim bir tasarımcı: loura snell

flynxs’te sanatsal kibrit çöpleri, çinlilerin çubukları ve tüketim çılgınlığı üzerine…

alternatif vakit geçirme yöntemleri: kredi kartı ekstresi çizimleri

baykal kalma!