buluş

You are currently browsing the archive for the buluş category.


Dün akşam cnbc-e’nin yeni dizilerinden Pushing Daisies‘te hikayenin bir yerinde pop-up kitaplardan bahsediyordu. Şimdi orada görünce benim algım açıldı, o yüzden her yerde pop-up kitaplar gördüğümü söyleyebilirsiniz tabi. Sabah işe geldiğimde ilk olarak yukarıda görmüş olduğunuz, Ken Ishiguro’nun pop-up abajuruna rastladım. (Gerçekten çok başarılı değil mi? Işığın nasıl yandığını hala çözemedim.) Az önce harf ayaklanmasını yazarken ise şimdiye kadar gördüğüm en başarılı pop-up kitaplardan biri alenen önüme atladı. Marion Bataille tarafından yapılan pop-up kitap farklı karakterdeki pop-up harflerden oluşuyor. Tipografik çözümleri ve harfler arası bağı mutlaka görmelisiniz.

CERN’de yapılacak, evrenin nasıl var olduğuyla ilgili bilgilere ulaşılacağı beklenen Atlas deneyi sırasında ortaya çıkan yüksek enerji, zamanda bir kırılma yaratacak, atom düzeyinde bile olsa bir zaman tüneli oluşacak…

CERN’de yapılacak zaman yolculuğu deneylerinden ilham alarak Artemis tarafından başlatılan ve lyn sayesinde dahil olduğum “Zamanda yolculuk gerçekleşebilseydi, gitmek isteyeceğimiz iki zaman dilimi”, sorusu üzerine mim dalgası.

Zamanda yolculuk fikri beni her zaman heyecanlandırmıştır fakat hiçbir zaman belli bir zamana gidip orada yaşamak üzerine olmadı hayallerim. Ha tabi zamanda yolculuk benim için mekanda yolculuktan hiçbir zaman ayrılmamıştır. Eğer sadece zamanda yolculuk edip bulunduğumuz mekanı hiçbir zaman değiştiremeyeceksek, yani 2008 İstanbul’undan 1497 Floransa’sına gidemeyeceksek, bu konuyu ayrıca değerlendirmemiz gerek. Tabi böyle bile olsa yaşadığımız şehir dolayısıyla epey şanslı sayılırız.

Zaman ve mekanda yolculuk edebileceğimiz varsayımıyla, bulunmak istediğim iki zaman noktası şöyle:

1- 20. yüzyılın en büyük grafik tasarımcılarından Otl Aicher ile tanışmak ve bi şekilde birlikte çalışmak isterdim. En bilinen işlerini 1972 Münih Olimpiyatları için tasarladı. Olimpiyatlar için tasarladığı piktogramlar, halen tüm dünyada halka açık alanlarda yönlendirme sembolleri olarak ve hatta artık klişe de olsa birçok ilan, logo tasarımında kullanılıyorlar. Eğer bir zaman makinem olsaydı 60′ların sonuna gider Aicher’in 72 Münih Olimpiyatları için yaptığı çalışmalara dahil olmaya çalışırdım.

2- İstanbul’un şu anki haline baktığımda güzellikten çok harap edilmiş bir kent görüyorum. Yaşım baz alındığında şehrin güzel olan haline yetişmem de imkansızmış. Geçen yıl Pera Müzesi‘nde açılan “Konstantiniyye’den İstanbul’a” sergisini gezerken daha önce hiç görmediğim bir İstanbul fotoğrafına rastlamıştım. İstanbul surları denize iniyor ve önünden kayıkla insanlar geçiyor. İnanılmaz bir manzaraydı. Henüz bir sahil yolunun olmadığı 1950 öncesi İstanbul’una gitmek isterdim. Hem o çok merak ettiğim sahil meyhanelerini görmek, uskumru dolması yemek için, hem de bozulmaması için neler yapılabilirse işte yapmak için.

Geçmiş ya da gelecek, gideceğiniz, göreceğiniz, yiyip içeceğiniz şeyleri çok merak ediyorum: kudra, neşeligençler, nahnu

futuristika.gif

futuristika! enteresan mevzular dergisi yayın hayatına başladı. şu hayatta hiçbir şeye şaşırmıyorum artık, birşey olsa da silkinsem, kendime gelsem diyorsanız durmayın başlayın ilk başlıktan: Püsküllü moruk - Cem Karaca & Kardaşlar

futuristika!’nın logosunu yapsam nasıl yapardım diye düşünüp kimseden habersiz çalışmaya başladım. çalışmalarım içerisinde yukarıda gördükleriniz en çok hoşuma gidenler.

bir site açılışı haberi daha. absürd haberler muhabirimiz winmaker yeni adresiyle geri döndü.


Daha önce hiç dikkatimi çekmemişti. Bu video sayesinde aydınlandım:)
(teşekkürler / thank you swissmiss)

giveupvista.jpg

bugünlerde internette görüp görebileceğiniz en hoş reklamlardan biri. windows vista tanıtım ve satış sayfalarında çıkan etkileşimli iki farklı banner ile halk bilgilendiriliyor. pc adamı vista’daki problemlerden dolayı windows kullanıcılarının ya xp’ye döndüğünü ya da mac aldığını söylüyor ve bunu önlemek amacıyla vistadan vazgeçmemeleri için bir banner hazırlıyor. ama olmuyor, olamıyor… don’t give up the fight

picture_17.png

grant hamilton’un polaroidleri flickr üzerinde şimdiye kadar gördüğüm en etkileyici albümler sıralamasında rahat rahat ilk üçe girer. poloroidleri yan yana gördüğümde resmen içim yandı bunu niye ben yapmadım diye. :) gerçekten.

thanks swissmiss!

piechart.gif

bayrak satışlarının tavan yaptığı şu günlerde karşıma çıkan bu çalışma epey hoşuma gitti. kim hangi rengi ne kadar kullanmış diye bakabileceğimiz yararlı bir istatistik. insanın gözü ister istemez kendi bayrağını arıyor. ama bulmam çok kolay olmadı. öyle ya, ne kadar az varmış beyazdan! renklerine göre bayraklar

Michael Jantzen’in tasarladığı Mhouse modern tasarım anlayışıyla geçmişte hayal edilen geleceğe en yakın yapılardan birine örnek olabilecek nitelikte. herhangi bir temele oturtulmadan zemine sabitlenmiş bir prefabrik yapı olan Mhouse içerisinde rüzgar ve güneş enerjisi panelleri barındırıyor. yani neredeyse kendi kendine yetebilen biyer olmuş. şeytan diyor al bunlardan bitane koy tophane sahiline. millet sanatsal performans diye bakarken yaz geçer. kışa da allah kerim.

bu arada kemal sunal’ın da böyle bir filmi vardı. zabıtalar evini yıkınca bu da seyyar bir ev yapıyordu kendine. aklıma geldi.


bu zamanda bir ev sahibi olmak oldukça zor. bunun yanında kiracı olarak düzgün bir ev bulmak neredeyse imkansız. kocaman salonlar küçücük banyolar ya hiç ya da bir insanın sığabileceği kadar mutfaklar her kiracının canını sıkıyordur. nils holger moormann erika ismini verdiği mutfağıyla dar mutfaklara da değişik olabilme imkanı vermiş. normalde tek tek dolaplarda duran çatal, bardak, tabak gibi parçalar için paneller yapıp bunları da duvara monte etmiş. herşey duvarda!


eğer kamp yapmaya karar verdiyseniz birinin mutlaka ateş yakmayı biliyor olması lazım. neyse ki atamız prometheus bu topraklarda yetişen her er kişiye bu özelliğinden bir miktar vermiş. canada da cabin adında bir tasarım firması kibrit gibi ama daha büyük bir kutu içine kanadalılar için epey bir zorluk yaratan kamp ateşini sığdırmış.

 

 

Close
E-mail It