cialis generico

cheap without prescription cialis phentermine hcl buy sildenafil citrate buy cheap generic pharmacy viagra viagra herbal

erectile dysfunction in men

Generic Cialis buy cheap maxidus discount cialis cheapest without prescription cialis dosage online prescription medication

buy sex pills

buy online Generic Cialis Soft viagra fast buy drugs online buy cheap natural remedies for erectile dysfunction male enhancement supplements

cialis sample

buy cheap Female Viagra fine viagra viagra that works buy cheap canadian internet pharmacy treating erectile dysfunction

impotence remedies

Generic Levitra cheap without prescription buy viagra usa prescriptions on line buy cheap better viagra cialis buy cialis usa

mexican online pharmacy

buy cheap Viagra cheapest viagra cialis pill cheapest without prescription better viagra cialis cialis generika

buy ephedrine online

cheapest without prescription Viagra Super Active viagra fast shipping free viagra without prescription buy cheap purchase cialis online xanax prescription

cheap drugs online

cheapest without prescription Viagra Super Force online drugs no prescription natural cures for erectile dysfunction buy online get cialis online prescription medication

better viagra cialis

Amoxil buy online prescription sleeping pills cialis cheap without prescription tadalafil no prescription viagra in ontario

buy viagra online without prescription

Generic Propecia cheapest without prescription impotence problems abortion pill online cheapest without prescription buy pfizer viagra online causes of impotence

generic phentermine

buy online Zithromax canadian pharmacy no prescription canadian drugstore buy cheap natural cures for erectile dysfunction viagra no prescription needed

male impotence

Kamagra buy cheap canadian pharmacy cialis prescription medicine buy cheap drugs online buy xanax online no prescription

prescription weight loss

buy cheap Viagra Dulox-force buy female viagra cheap viagra online buy online get viagra online diazepam no prescription

buy modafinil

Viagra Soft cheap without prescription buy generic viagra online caverta cheapest without prescription male impotence drug phentermine for sale

buy cialis online

buy online Xenical cheap cialis online prescription weight loss buy cheap canadian cialis viapro

phentermine online

buy online Viagra, Cialis, Levitra eckerd pharmacy viapro cheap without prescription aphrodisiac tadalafil no prescription

kamagra jelly

Cialis cheapest without prescription order prescription drugs little blue pill buy online impotence remedies generic cialis online

cialis compare prices

cheapest without prescription Levitra generic viagra online pharmacy viagra plus buy online buy clomid prescription drug prices
RSS twitter’da şimdi:

radyoaktif mekanlar

Posted: May 1st, 2006 | Author: | Filed under: çevre, dünya, fotoğraf, hayat | No Comments »


çernobil faciasının yirminci yıl dönümünde yirmi yıldır hiç bitmeyen bir felaketin izleri.


M-refabrik

Posted: March 7th, 2006 | Author: | Filed under: çevre, buluş, mimari | 2 Comments »

Michael Jantzen'in tasarladığı Mhouse modern tasarım anlayışıyla geçmişte hayal edilen geleceğe en yakın yapılardan birine örnek olabilecek nitelikte. herhangi bir temele oturtulmadan zemine sabitlenmiş bir prefabrik yapı olan Mhouse içerisinde rüzgar ve güneş enerjisi panelleri barındırıyor. yani neredeyse kendi kendine yetebilen biyer olmuş. şeytan diyor al bunlardan bitane koy tophane sahiline. millet sanatsal performans diye bakarken yaz geçer. kışa da allah kerim.

bu arada kemal sunal'ın da böyle bir filmi vardı. zabıtalar evini yıkınca bu da seyyar bir ev yapıyordu kendine. aklıma geldi.


pazartesi pazartesi

Posted: December 26th, 2005 | Author: | Filed under: çevre, hayat, internet, link korusu, sokak, tarih | 1 Comment »

pazar günleri adet olduğu üzere güzel bir kahvaltı ve bakkaldan sipariş edilen bir ekmek ve bir hürriyet ile başladı. çok matah bir gazete olduğundan değil ya, birsürü ıvır zıvır var içinde eğlencelik. ona bakmak için. pazartesi yazısı hürriyetten bahsetsin.

hürriyet gazetesi okurken son üç dört haftadır en uzun süreyi özdemir ince'nin bulunduğu sayfada geçiriyorum. bu haftaki yazısı özellikle dikkatimi çekti. nasıl anlattığının da ne anlattığın kadar önemli olduğunu, mesela deniz baykal'ı dinlerken neden kafa atmak istediğinizi açıklar bir yazı olmuş. --> via

ince'nin bu yazısını ararken hurriyet yazarlarını kapsayan bir projeye denk geldim. yazarlar kalpleri kadar tertemiz ve beyaz sayfalara birbirlerinin portrelerini yazmışlar. gördük ki ertuğrul özkök "Nick Cave tutkusu dışında, Kanat Beyoğlu'nun en harbi, en kral delikanlısıdır" şeklinde cümle kurabiliyormuş. --> via

murat bardakçı gazetede en takdir ettiğim yazar. bu haftaki yazısında marmaray projesi kapsamında yapılan deniz kazılarında ortaya çıkan, bir zamanlar istanbul'da gerçekleşen tsunami nedeniyle yokolan bir bizans iskelesi ve gemilerinin akıbetinin ne olacağından bahsediyordu. eğer çok ileri bir teknoloji ile korunmazsa bu gemiler birkaç gün içinde toz olacakmış. nerde bizde o teknoloji, olsa da nerde bizde o duyarlılık sayın abim.


felaket posterleri projesi

Posted: November 25th, 2005 | Author: | Filed under: çevre, dünya, tasarım | No Comments »


amerika deyince aklıma binbir türlü kötü söz geliyor. dünyaya yaptıklarının ötesinde para kazanma güdüsüyle birlik olmuş milyonlarca insanın vicdan denillen kavramı nasıl olup da üçbeş kuruşa sattıklarının koskoca bir abidesi gibi duruyor öyle haritada. ama her ne olursa olsun yine de sürüden ayrı hareket eden birileri çıkıyor. amerika'daki bir grup tasarımcı katrina kasırgası felaketzedeleri yararına felaket posterleri tasarlıyor ve satıyor. amaçları 1,000,000 $ toplamak.


galataport d’Azur

Posted: October 3rd, 2005 | Author: | Filed under: çevre, mimari | No Comments »

eskiden boğazkesen derlermiş ki boşuna değil, ingilizler istanbul'u işgal ederken bir tek burayla başa çıkamamışlar boğazları kesilmiş tek tek. şimdilerde ise adı bile ingilizce anılıyor lakin daha da önemlisi tophane, karaköy, boğazkesen, galata artık ne derseniz deyin siluet bir şekilde değişiyor. tabanlıoğlu bu proje hakkında 1998 yılından beri çalışıyor. proje resimlerine baktığınızda etkilenmemek mümkün değil. şu anda atıl durumda bulunan binalar yeniden kullanıma açılıyor ve liman yeniden canlanıyor. galataport projesine karşı çıkan bir grup "galata limanı dev metal konstrüksüyonlarla oluşturulmuş büyük alışveriş merkezleri ve hoteller ile heba edilmemeli. liman halkın faydalanabileceği bir projeyle değerlendirilmeli" diyor ve bir örnek olarak malezyadaki bir limanı örnek gösteriyor. 20 yıl türkiye'de yaşayan biri için oldukça doğal bir duygu bu. hayatım boyunca gözümün önünde sevdiğim birçok yerin ırzına geçildi, o kadar çok peşkeş çekme haberi okudum ki ben de bu projenin kime kazanç sağlayacağı konusunda endişeliyim. tabi şu ihale haberleri de insanın moralini bozuyor.

geçenlerde rahmi koç "ihale şartlarından haberim olsaydı ben de girerdim hem de rahmi koç olarak. kırk yıla ne deve kalır ne deveci ne de alacaklı" şeklinde bir ahkam kesmişti gazetecilere haklı olarak. zira olum o ne biçim ödeme planı yuh diyesim geldi okurken. ilk on yıl para ödeme ondan sonra tamamını da kırk yılda öde; oh ne ala memleket! keşke ben de girseydim ihaleye.


1 birim daha az tüket

Posted: February 2nd, 2005 | Author: | Filed under: çevre | No Comments »

bir arkadaşımdan gelen ve hepimizi ilgilendirdiğini düşündüğüm bir mesajı paylaşmak istedim. ya çözüm için birşeyler yapacağız ya da nuh dedemizden ders alıp bir gemi.
..........................................................

Merhaba,

İlk e-posta hesabım açıldığından beri birazdan okuyacağınıza benzer binlerce mail aldım. Dostlarımdan gelenlerin bazılarına şöyle bir göz attım, diğerlerini hiç açmadım. Oysa şimdi yazmakla kalmıyor, okumanızı istiyorum, çünkü bu kez gerçekten korkuyorum.

İki haftadır Açık Radyo'da küresel iklim değişikliğiyle ilgili haberler dinliyorum, dış basından derledikleri makaleleri Açık Site'de de yayınlıyorlar. Önümüzdeki 10 yıl içinde önlem alınmazsa geri dönülemeyecek bir noktaya gelinecek.

Herkes gibi benim de başıma zaman zaman üzücü şeyler gelmiştir ama şans eseri en kötülerden hep korundum ve sandım hatta inandım ki bana bir şey olmaz. Şimdi ilk defa kıyamet denen şeyi yaşayacak kuşağın içinde olduğumu düşünüyorum. Yaşayan demeliydim, birçokları için kıyamet çoktan koptu. Güney Asya'da, Afrika'da, Irak'ta, Filistinde, dünyanın birçok yerinde, birçok insan kıyameti yaşıyor.

Çocukken anneme kıyametin nasıl bir şey olduğunu sormuştum; önce güpegündüz hava kararacak, demişti, sonra dışarıda alışılmadık sesler duyulacak, davullar, ziller çalacak. İnanmayan insanlar merak edip dışarı çıktıklarında ölecek, inananlarsa sesleri hiç duymayacak. Bazı geceler sokaktan -benim için alışılmadık- sesler gelirdi, yatağın içine büzüşüp dua ederdim, tanrım vallahi billahi sana inanıyorum, lütfen merakıma engel olmama yardım et, ölmek istemiyorum. İçerde inananlar televizyonun sesinden hiçbir şey duymuyor, oysa ben duyuyorum kıyametin kopacağını haber veren o alışılmadık sesleri. Annemin sözünü dinleyip, hiçbir şey yapmadan beklemenin tuzak olduğunu biliyorum artık, çıkıp ne olduğunu anlamak, kurtulmak için elimden geleni yapmak, teslim olmamak zorundayım.

Amerika ve Rusya global karbondioksit emilimini artıran iki büyük ülke olmalarına rağmen ve/veya nedeniyle Kyoto Protokolü'nü onaylamıyor, (%50 azaltılması gereken emilimi 2012 yılına kadar %5 azaltmayı lütfen kabul ediyorlar) dünya petrol devleri göğüslerini gere gere 2004 kârlarını açıklıyor. Peki ben kimim ki, sizi minik ve belki sonucu değiştirmeyecek önlemler almaya ikna etmeye çalışıyorum.

Tanıdığım bütün çocukların teyzesiyim, onların açlıktan ve soğuktan kırılan bir dünyaya doğduklarını kabul etmek istemiyorum.

Dünyayı, iki ya da dört ayaklı, kabuklu veya kanatlı, uçan, yüzen, zıplayan, ısıran, sokan ya da kovalayan bilimum mahlukatla paylaşmak istiyorum.

Küçük hayatımda alabileceğim en büyük önlem ne olabilir diye düşünürken şu formülü buldum.

1 birim daha az tüket...

Özellikle enerji ve petrol atıklarından mamul ürünlerin tüketimini 1 birim azaltmaktan söz ediyorum.

Yani, otomobili haftanın 7 değil, 6 günü kullanmaktan; 5 lambanın birini söndürmekten, marketten 10 yerine 9 torbayla çıkmaktan, çamaşır makinesini 3 değil 2 kere çalıştırmaktan... 

Benim köyde yapabileceklerim sınırlı ama uygulaması kolay, siz şehirde daha fazlasını daha zor koşullarda yapmak zorundasınız. Umarım denersiniz.

İlgilenenlere doğal ürünlerle ev temizliği konusunda bulduğum bir yazıyı gönderiyorum.

"Kadın köyde sıkıntıdan ne yapacağını şaşırmış"diyen de demeyen de sağolsun:)

Dostluk ve sevgiyle

Emel

..........................................................
Zehirli Maddeler Kullanmadan Evde Temizlik