Posted: January 12th, 2007 | Author: indianropetrick | Filed under: fotoğraf, hayat | 2 Comments »

bir nevi envanter yerine geçiyor bu fotoğraf. içinden 2005 yılına ait bir dekont çıktığına göre ne zamandır temizlenmediğini varın siz tahmin edin. bu kadarcık şey için kocaman bir çanta taşıyor oluşumu ise ben bile açıklayamıyorum.
Posted: October 10th, 2006 | Author: indianropetrick | Filed under: fotoğraf | No Comments »

malzemeler:
1 sakız kutusu (metal olanlardan)
1 siyah bant
1 boş film makarası
1 makara 35mm film
1 ataç
1 kıl testere
1 zımpara
yapılışı:
ilk olarak, kıl testere yardımıyla sakız kutusunun iki yanına filmimizi geçirebileceğimiz iki delik açmamız gerek. kameramızı yaparken en fazla dikkat etmemiz gereken kısım bu çünkü her an biryerimizi yaralayabiliriz, amman dikkat! delikleri açtıktan sonra zımparayla düzgünleştirirsek filmimiz daha az çizilir. bir iğne yardımıyla film gelecek yerin tam karşısına bir delik açarak kesme biçme işlemlerini bitiririz. delikten gelecek ışığın filmi pozlayabilmesi için kutu içerisindeki ışığı yalıtmak gerekir. bunun için kutunun içini siyah bantla bi güzel bantlarız. kutumuz hazır, sıra filmi takmaya geldi. sistem şöyle işliyor:
filmimiz makaradan çıkıp kutunun içine giriyor, pozlanıyor ve boş film makarasına sarılıyor. bunun için dolu filmi kutudan geçirip boş film makarasının içinde kalan küçük bir parça filme bantlarız. boş film makarasının altına takacağımız bir ataç yardımıyla çevirebiliriz. kutunun kapağını kapatıp film makaralarıyla birlikte iyice bantla sardıktan sonra pinhole kameramız kullanıma hazır.
aslında bu tarifin ne kadar işe yaradığı konusunda deneyene kadar çok bir fikrim yoktu. ilk denemem siyah beyaz 400 asa filmleydi ama hiçbir imaj belirmedi. tam bir hayal kırıklığı. sanırım iğne deliği kısmını biraz küçük tutmuşum. neyseki ikinci denemem ilki gibi bir fiyaskoyla sonuçlanmadı. her ne kadar tek tek not etmesem de genellikle filmleri 60 ile 90 saniye arasında pozlandırdım. sonuçları buradan görebilirsiniz.
Posted: August 2nd, 2006 | Author: indianropetrick | Filed under: fotoğraf, hayat | 3 Comments »

modern çağın getirdiği imkanlar sayesinde fotoğraf da ortak konuşma dillerinden biri haline geldi. artık çektiklerimizle derdimizi anlatmak daha kolay. ilk olarak pozometresi bile olmayan bir zenith tank ile fotoğraf serüvenine başlayınca eldeki diğer fotoğrafları taramak epey uzun süreceğinden şimdilik dijitalleri paylaşmakla yetiniyorum. yavaş yavaş.
indianşipşaktrick flickr sayfası
Posted: June 21st, 2006 | Author: indianropetrick | Filed under: fotoğraf, koleksiyon, Uncategorized | No Comments »
"kiraz çekirdeğinden kişiler yapmak"


Posted: May 1st, 2006 | Author: indianropetrick | Filed under: çevre, dünya, fotoğraf, hayat | No Comments »

çernobil faciasının yirminci yıl dönümünde yirmi yıldır hiç bitmeyen bir felaketin izleri.
Posted: March 25th, 2005 | Author: indianropetrick | Filed under: caz, fotoğraf, müzik, resim | No Comments »
müzik dinlemeye başladığımda tercih ettiğim tarz şu anda bahsederken bile beni utandırıyor. evet. 7 yaşındayken bir küçük emrah hayranı olduğumu saklayacak değilim. hatta kasetçaların başında sesimi onunkine benzetmeye çalıştığım gerçeği utanç verici olsa da saklanmamalı. insan neler yapıyor yav. geriye dönüp baktığımda çocukluktan gençliğe geçişte dinlediğim şeyler de bir o kadar değişime uğramış. ilkokul sonuna kadar neler dinlediğimi tam olarak hatırlamıyorum ama pop müzik diye adlandırdığımız şeyi dinliyorumdur ben de ve eminim ağlak şeyler 15 yaşında herkeste olduğu gibi bende de müthiş etkiler bıraktı. melankolik olmak herkese çok yakışıyordu. kızlar buna bakıyordu. lise dönemi metal dinleyen arkadaşlar, dinlemeyen arkadaşlar, metalcilere bakan kızlar yüzünden beni de bu akıma sürükledi ama kulak bu, bi türlü kabul etmedi. ama rock seviyordu. o sıra ne seçiyorsam tek ayırma yöntemim melodik olmasıydı. lise son..evet herşeyin biçimlenmeye başladığı dönem. deli gibi yeni türkü dinliyordum sonra bülent ortaçgil'le tanıştım ve dolayısıyla gürol ağırbaş, cem aksel ve özellikle erkan oğur. her zaman dinlediğim şarkıları bir süre sonra sadece soloları için dinlemeye başladım. gitar, piyano, davul, bas hepsi tek tek ilgimi çekmeye başladı. her seferinde birine açıyordum kulağımı diğerlerini susturup. internet sağolsun bütün bilgiye her an ulaşabiliyorsunuz. ve son aşama..caz. her ne kadar doğaçlamalara açık olsa da muhteşem düzen mutlaka içine çekiyor sizi. her gün yeni birini tanımak muhteşem bir duyguydu. eğer hiçbirşey bilmiyorsanız kronolojinin zerre önemi yoktur. bi gün önce marc ribot diye bir adamın varlığından haberdar olurken ardından "miles davis" diye adını biyerlerden duyduğum başka bi ustayı dinliyordun. çok konuştum. neyse..anlatmak istediğim şu. eğer cazla ilgileniyorsanız bu site sizin için muhteşem bir kaynak. gallery bölümünde caz etkinliklerinden fotoğraflar ve özel sanatçılardan caz ilustrasyonları sergiliyorlar. birsürü isim var görebileceğiniz ama ben şöyle bir liste yaptım sizin için. değerimi bilin. John Froehlich, Kevin Neiretier, Leith O'Malley, Paul N Grech , Pedro Scassa ayrıca bakınırken listede Murat Şekerli isminde bir türk fotoğrafçıya da rastladım. babylon'da gerçekleşen etkinliklerden fotoğraflar var.