gezi

You are currently browsing the archive for the gezi category.

CERN’de yapılacak, evrenin nasıl var olduğuyla ilgili bilgilere ulaşılacağı beklenen Atlas deneyi sırasında ortaya çıkan yüksek enerji, zamanda bir kırılma yaratacak, atom düzeyinde bile olsa bir zaman tüneli oluşacak…

CERN’de yapılacak zaman yolculuğu deneylerinden ilham alarak Artemis tarafından başlatılan ve lyn sayesinde dahil olduğum “Zamanda yolculuk gerçekleşebilseydi, gitmek isteyeceğimiz iki zaman dilimi”, sorusu üzerine mim dalgası.

Zamanda yolculuk fikri beni her zaman heyecanlandırmıştır fakat hiçbir zaman belli bir zamana gidip orada yaşamak üzerine olmadı hayallerim. Ha tabi zamanda yolculuk benim için mekanda yolculuktan hiçbir zaman ayrılmamıştır. Eğer sadece zamanda yolculuk edip bulunduğumuz mekanı hiçbir zaman değiştiremeyeceksek, yani 2008 İstanbul’undan 1497 Floransa’sına gidemeyeceksek, bu konuyu ayrıca değerlendirmemiz gerek. Tabi böyle bile olsa yaşadığımız şehir dolayısıyla epey şanslı sayılırız.

Zaman ve mekanda yolculuk edebileceğimiz varsayımıyla, bulunmak istediğim iki zaman noktası şöyle:

1- 20. yüzyılın en büyük grafik tasarımcılarından Otl Aicher ile tanışmak ve bi şekilde birlikte çalışmak isterdim. En bilinen işlerini 1972 Münih Olimpiyatları için tasarladı. Olimpiyatlar için tasarladığı piktogramlar, halen tüm dünyada halka açık alanlarda yönlendirme sembolleri olarak ve hatta artık klişe de olsa birçok ilan, logo tasarımında kullanılıyorlar. Eğer bir zaman makinem olsaydı 60′ların sonuna gider Aicher’in 72 Münih Olimpiyatları için yaptığı çalışmalara dahil olmaya çalışırdım.

2- İstanbul’un şu anki haline baktığımda güzellikten çok harap edilmiş bir kent görüyorum. Yaşım baz alındığında şehrin güzel olan haline yetişmem de imkansızmış. Geçen yıl Pera Müzesi‘nde açılan “Konstantiniyye’den İstanbul’a” sergisini gezerken daha önce hiç görmediğim bir İstanbul fotoğrafına rastlamıştım. İstanbul surları denize iniyor ve önünden kayıkla insanlar geçiyor. İnanılmaz bir manzaraydı. Henüz bir sahil yolunun olmadığı 1950 öncesi İstanbul’una gitmek isterdim. Hem o çok merak ettiğim sahil meyhanelerini görmek, uskumru dolması yemek için, hem de bozulmaması için neler yapılabilirse işte yapmak için.

Geçmiş ya da gelecek, gideceğiniz, göreceğiniz, yiyip içeceğiniz şeyleri çok merak ediyorum: kudra, neşeligençler, nahnu

kudra'nın prag fotoğraflarından kafkaya ait olanı

Kelimelere hakim olduğu kadar küstah, bi o kadar da iyi bir fotoğrafçı olan kudra hanım’ın flickr’ında bir sürü yer birikmiş. bi şanlıurfa bi ispanya, bi mardin bi prag, bi kıbrıs bi van her yeri gezmiş. daha da gezer bu…

bu arada flickr hesabındaki fotoğraflar buz dağının görünen yüzü. kudra hanım’dan daha kapsamlı bir portfolyo bekliyoruz.

kariye.jpg

yaklaşık bir ay önce pera müzesi’nde açılan Bir anıt, İki anıtsal kişilik, Theodoros Metokhites’ten, Thomas Whittemore’a sergisi sayesinde aklıma düşen kariye ziyareti geçen haftasonu nihayet gerçekleşti. her yıl bir sürü insanın kilometrelerce yol katederek geldikleri edirnekapı’daki kariye, bizans döneminin en etkileyici eserlerinden biri. istanbul’un fethiyle tıpkı ayasofya gibi camiye çevrilmiş ve bu dönüşüm sırasında bütün duvar fresk ve mozaikleri alçı ve sıvayla kapanmış. ne tesadüftür ki bu katman eserlerin bugünlere ulaşmasına da yardımcı olmuş. resimlerine bakınca eminim etkileneceksiniz fakat bir de kendi gözlerinizle görmenizi tavsiye ederim.

eğer siz de bizim gibi “hem kahvaltı ederiz hem de müze gezeriz” hayaliyle giderseniz aç aç geri dönebilirsiniz zira çevrede yemek yenilecek yerlerde turist kazığı yemeniz olası.

ahmet vuran'ın ayakkabı boyası kullanarak yaptığı resimlelerden biri

bir alttaki resimden de göreceğiniz üzere bir hafta bilgisayarımın başında değildim. bu arada ayvalık-cunda-assos ekseninde düz koşu yaptık. muhteşem yemekler yedik, muhteşem yerler gördük. ayvalık 1800lerin sonu 1900lerin başında yapılan evleriyle insanın başını döndürüyor. sokaklarında dolanırken şu evin kapısı bu evin cumbası derken kaybolduk ve bir bakkalın önünden geçerken gözümüz içerideki resimlere takıldı. fena yakalandık. öğrendik ki 40 yıldır orada yaşıyormuş ahmet amca ve ayakkabı boyasıyla resimler yapıyormuş. biz resimlere bakarken o kaptı bir tanesini bize hediye etti. teşekkür ettik.

 

 

Close
E-mail It