internet

You are currently browsing the archive for the internet category.

blogodullerilogo.jpg

Bu yıl ilki düzenlenecek Blog Ödülleri‘nin logosunu tasarlama fırsatı bulduğum için oldukça mutluyum. Blog ödülleri internet üzerinden yapılacak oylamayla iyi içeriği ödüllendirecek. Sevdiğimiz bloglar daha fazla insan tarafından tanınacak ve bu sayede bilmediğimiz, yepyeni blogların da yolu açılacak. Blog Ödülleri logo tasarım sürecinin bir özetini Blog Ödülleri blogundan okuyabilirsiniz.

istockphoto_4870458_umbrella_effect.jpg

Biraz geç kalınmış bir hareket olsa da sonunda ben de stok fotoğraf işine bulaştım. Uzun bir kabul edilme süreci ve eklediğimiz fotoğrafların acımasızca ard arda (fakat kabul etmeliyim haklı nedenlerle) geri çevrilmesi moralimizi biraz bozsa da yavaş yavaş alışmaya başlıyoruz sanırım. Bu süreçte öğrendiklerimiz ise benim için çok değerli. Halen satışta olan 11 fotoğrafı buradan görebilirsiniz, dilerseniz beğendiklerinizi satın da alabilirsiniz:)

futuristika.gif

futuristika! enteresan mevzular dergisi yayın hayatına başladı. şu hayatta hiçbir şeye şaşırmıyorum artık, birşey olsa da silkinsem, kendime gelsem diyorsanız durmayın başlayın ilk başlıktan: Püsküllü moruk - Cem Karaca & Kardaşlar

futuristika!’nın logosunu yapsam nasıl yapardım diye düşünüp kimseden habersiz çalışmaya başladım. çalışmalarım içerisinde yukarıda gördükleriniz en çok hoşuma gidenler.

bir site açılışı haberi daha. absürd haberler muhabirimiz winmaker yeni adresiyle geri döndü.


snoop dog mtv’de rastladığım, yaptığı müziğin hayranı olmasam da rastladığımda dinlediğim bir müzisyen. fakat son zamanlarda mtv’de dönen sensual seduction klibi ile hayranları arasına katılmama ramak kaldı. yapım kalitesi, uygulamadaki profesyonellik, dönemle birebir oturan koreografi göreceksiniz ki sizi de etkileyecek.

tabi görebilirseniz…

geleceğe not: siz bu yazıyı okurken video linki çook uzaklara gitmiş, aslında o kadar uzakta olmasa da gözlerimiz kapandığından görünmüyor olabilir. sabırlı olun, eminim birgün açılacaktır.

geleceğe not 2: tabi okuyamıyor da olabilirsiniz zira aynı zihniyet erişimini yasakladığı bir siteye, başka bir konu için dahi olsa, link vermeyi de suç kapsamına alıp bu siteye erişimi de yasaklayabilir. göğe bakalım.

giveupvista.jpg

bugünlerde internette görüp görebileceğiniz en hoş reklamlardan biri. windows vista tanıtım ve satış sayfalarında çıkan etkileşimli iki farklı banner ile halk bilgilendiriliyor. pc adamı vista’daki problemlerden dolayı windows kullanıcılarının ya xp’ye döndüğünü ya da mac aldığını söylüyor ve bunu önlemek amacıyla vistadan vazgeçmemeleri için bir banner hazırlıyor. ama olmuyor, olamıyor… don’t give up the fight

Alemşah Öztürk blogu Antifit‘te rastladığım, medyanın gelecekte nasıl birşey olacağını anlatan süper bir video. Özgür Alaz ile Kristal’i de kapmışlar. Tebrikler.


dqbooks.jpg

müziklerle bezenmiş dergi düzenlemelerine flash teknolojisi sayesinde alışkın olmamıza rağmen bunlar daha bir ilgimizi çekecek gibi. dqbooks, hoş müzikleri ve birbirinden ilginç 4 konusuyla karşımızda. “where is the party?” ayrıca güzel. bu linki saklayın zira yenilerine de bakmak gerekecek ileride.

internet bankacılığı konusunda türkiye’de en sağlam güvenlik altyapılarına sahip bankalardan biri -ki bence en iyisi- türk ekonomi bankası. tabi garanti gibi bir kullanıcı yoğunluğu olmadığı için de bu kadar sağlam gözüküyor olabilir fakat peşisıra yayınladıkları güvenlik paketleri bu işin peşini bırakmama konusunda ısrarcı olduklarını da kanıtlıyor. örneğin teb kurumsal internet sitesinden mcafee isimli virüs programını ücretsiz olarak indirebilmenize ya da turkcell ile yaptıkları anlaşma ile cep telefonunuzu mobil imza aracı olarak kullanabilmenize olanak sağlıyorlar. bir ay kadar önce yeniledikleri sitelerinin görsel olarak bazı problemleri olduğunu düşünsem de düzelteceklerine inanıyorum.

malesef internet bankacılığında bu kadar takdirimi toplayan banka sokağa indiğimizde aynı etkiyi bırakmıyor. birkaç gün önce valikonağı şube bankamatiğinin önünde, makine üstündeki “bu bankamatiği kullanarak para çekebilir, para yatırabilir, havale yapabilir…” şeklindeki yönlendirme yazısına güvenerek para yatırmaya hazırlanıyordum ki kartı taktıktan sonra yukarıda sayılan opsiyonların en önemlilerini yapamadığımı farkettim. sonra ne oldu? girdim içeri paşa paşa, geleneksel yollarla manuel olarak hallettim. (”sende de ne para varmış, hergün para geliyor herhalde” diyeceksiniz ama) dün yeniden para yatırmam gerekti ve bu kez maçka şubeye gittim. dışarıdaki bankamatik denilen bütün işlemleri yapabiliyor fakat sana verilen “para zarfının üzerini yine sana verilen 10 saniyelik zarfa para koy, bilgi fişini koy, ağzını kapa, içeri tık” süresinde bir de zarfın arkasını tükenmez kalemle doldurman gerekiyor. onla mı uğraşıcam deyip yine manuele dayanıyorsun tabi.

millet artık bu zarf gereksizliğinden bile kurtulur, yatırılan para hemen hesabına geçerken (bkz: garanti), hala bir gün valörlü olarak para yatırılan bir banka sokakta sınıfta kalmış demektir.

* bankamatik diyoruz ama bankamatik iş bankası atm’lerinin kurumsal ismi. herbirinin farklı bir ismi var.
** ATM dediğimiz şeyin de açılımı automatic teller machine yani otomatik vezne makinesi

bk.gif
türkçe yazan blogları desteklemek ve kaliteli içeriği ortaya çıkarmak ortak paydasında birleşen eloy, nahnu ve abacus türk blog camiasının nabzını tutacak, fokur fokur kaynayan bir icat çıkardılar başımıza. blog kazanı tüm yurda hayırlı olsun diyor ve sizleri epey ilginizi çekeceğini düşündüğüm hasan yalçınkaya ropörtajına yönlendiriyorum.

oldum olası puntocu olmuşumdur. tamam sayfa boyu ölçerken hiç punto kullanmam onda da milimetre kullanırım, cm kullananlardan hazzetmem. ama web tasarımıyla uğraşıyorsanız punto da tam olarak göstermiyor kendini. 10 pt ile 10 px arasında fark var ama ne kadar? işte bu soruya yanıt bulacağınız bir tablo. puntoyu piksele ve dahi em hatta yüzdelik ölçüye çeviriyor.

Punto Piksel Em Yüzde
6pt 8px 0.5em 50%
7pt 9px 0.55em 55%
7.5pt 10px 0.625em 62.5%
8pt 11px 0.7em 70%
9pt 12px 0.75em 75%
10pt 13px 0.8em 80%
10.5pt 14px 0.875em 87.5%
11pt 15px 0.95em 95%
12pt 16px 1em 100%
13pt 17px 1.05em 105%
13.5pt 18px 1.125em 112.5%
14pt 19px 1.2em 120%
14.5pt 20px 1.25em 125%
15pt 21px 1.3em 130%
16pt 22px 1.4em 140%
17pt 23px 1.45em 145%
18pt 24px 1.5em 150%
20pt 26px 1.6em 160%
22pt 29px 1.8em 180%
24pt 32px 2em 200%
26pt 35px 2.2em 220%
27pt 36px 2.25em 225%
28pt 37px 2.3em 230%
29pt 38px 2.35em 235%
30pt 40px 2.45em 245%
32pt 42px 2.55em 255%
34pt 45px 2.75em 275%
36pt 48px 3em 300%

kaynak: reeddesign

serdar kuzuoğlunun 16 nisan tarihli garip işler oluyor vesselam başlıklı yazısı …

bu hayatta en çok kullandığım cümle kalıplarından biri “hayat ne garip”. bundan bir ay kadar önce gevende diye bir grup keşfettim. çaldıklarından o kadar etkilendim ki web sitelerine girdim. sonra bi baktım biyerde konser veriyorlar ve şimdi farkettim ki herkes onları dinliyor!? bloglama camiasının istanbul ayaklarından kudra üşenmemiş süper ama (daha uzun bir ropörtaj bekliyorduk) kısa bir söyleşi yapmış gevende’yle. gevende ve birkaç soru

time dergisi “the design 100″ başlığı altında bir liste yayınlamış. berbat bir internet bağlantısıyla boğuştuğumdan zamanı ve sabrı olanlara bakmalarını öneririm.

dünyaca ünlü penguin yayınevi 2005 yılında 70. yılını kutlarken bu yıla özel bir kitap serisi yayınladı. bu kitapların kapakları da bulundukları yıla özel olarak tasarlanmıştı. Bu yıl 25. yılını kutlayan Can Yayınları, tıpkı Penguin Books gibi o süreçte bastığı kitaplardan 25 tanesini seçerek yeniden basmış.
böyle gider bu…

universcale interaktif olarak herşeyin boyunu karşılaştırabileceğiniz yararlı bir site. bir t-rex ile balinayı, uçakla, sagoya ağacını karşılaştırabilirsiniz. sol üst köşedeki logo da sanırım yaptıkları bu iş için minnettar olacağımız kişilere ait.

anafikir‘de başlatılan ve flynxs‘in (ki epeydir “bu yazıyı keşke ben yazsaydım, benim niye daha önce haberim olmadı” şeklinde düşünmeme neden oluyor.) beni de dahil ettiği bu konu hakkında söyleyeceklerim orta seviye bir kullanıcının deneyimlerinden ibaret. rss ile ilişkim bundan bir yıl kadar önce rss okuyucularla ilgili okuduğum bir yazıyla başladı ve hemen ben de bu okuyuculardan bir adet edinmeye karar verdim. o sıra browserlar rss okuyuculuğu işlevine henüz bürünmemişler ve bunun için ayrıca program kullanmak durumundaydık. dolayısıyla ilk edindiğim programı hala kullanıyorum. aşağıda “rss ve ben” konulu araştırmayı bulacaksınız.
1- rss nedir?
rss oturtuğunuz yerden istediğiniz içeriğin size gelmesi demek. tıpkı dünya gibi internet de yuvarlaktır ve rss bu koskocaman yuvarlağı eğip bükebilmenize yarar.

2- blogunuzun rss bağlantıları nelerdir?
http://feeds.feedburner.com/truetypelies/CzQK

3- rss okuyucu tercihiniz?
ilk rss okuyucum olan netnewswire programını hiç değiştirme gereği duymadım. bildiğim kadarıyla sadece mac os x üzerinde çalışan bir program. bununla birlikte buzla isimli bir rss okuyucu daha kullanıyorum. buzla internet üzerinden kullanılması ile gittiğim her yerde seçtiğim içeriğe ulaşabilmemi sağlıyor.

4- rss okuyucunuzla ilgili istatistikler?

• listenizde kaç farklı sitenin rss’i var?
25 (bugün 26 oldu)
• şu an kaç okunmamış yazı mevcut?
biraz anormal bir durum olduğu için şu an 323 okunmamış yazı var fakat normalde gün içinde sık sık sıfırlıyorum. (bunu dün yazmıştım. şu an 250 gibi. ama bu aralar gerçekten işler felaket)
• ne kadar sıklıkla kullanıyorsunuz?
sabah 9.30 ile akşam 18.30 arasında sürekli açık. her yeni gelmiş yazıya yeni gelmiş bir e-posta gibi davranıyorum.
• size kazandırdığı zaman miktarı?
aslında kazancımı zaman değeri üzerinden açıklayamam. daha ziyade rss sayesinde daha çok şey okulabiliyorum diyebilirim.
• yeni rss ekleme sıklığınız?
tam anlamıyla bir periyodu yok. rss okuyucuma gerçekten ilgilendiğim konuları ekliyorum ve eklediğim bir site beklediğim içeriği sağlamıyorsa hiç tereddüt etmeden ilişkimi kesiyorum.

5- beğendiğiniz bir/birkaç sitenin rss’ini paylaşın?
rss okuyucumda kayıtlı olanlar içerisinden:
pagantara çiftinin hunharca yazdığı http://e.cisday.org/?feed=rss2,
pixage http://www.pixage.net/feed/,
farketing http://www.farketing.com/fikirler/index.rdf
sitelerini önerebilirim.

camia içinde yürütülen mim dalgaları dünya liglerinde gördüğümüz meksika dalgaları gibi eğlenceli bir hal almaya başladı. mehmet doğan‘ın fikriyle blogları kritik ediyoruz. nahnu bey ayrıksı tasarım günlüğü’nü kritize etmiş ilk olarak ona cevap verelim sonra iadei ziyaret yapalım.

ayrıksı tasarım günlüğü tasarımının bir başkasına ait olmasının nedeni %75 terzinin kendi söküğünü dikememesi olarak tanımlanan sendromdan kaynaklanıyor. bu blogu yazmaya 3 gün önce başlamam ve ancak şimdi şu satırları ekliyor olmam da bunun en büyük kanıtı. ne zaman kendim için birşeyler yapmaya kalksam işler bir anda yoğunlaşıyor. ama bu ayrıksı tasarım günlüğü’nün rastgele bir tasarım şablonuna oturtulduğu anlamına gelmemeli. tarski’nin yaptığı bu şablon benim tasarım anlayışımla birebir örtüşüyor. benim için içerik her zaman tasarımdan önce gelmiştir. içini dolduramadığın takdirde yaptığın tasarım beş para etmez. bmw isminde bir markanız, muhteşem tasarımcılarınız ve dev gibi bir reklam bütçeniz var örneğin ama ürettiğiniz otomobiller -her ne kadar havalı görünseler de- herhangi bir ihtiyaca cevap vermiyor, üstelik sorun üstüne sorun çıkarıyorsa o marka ve tasarım hiçbir işe yaramaz.

tipografi konusunda uzman değilim ama birçok ustayı takip ediyor, bilgiye aç, doymak bilmez bir iştahla öğrenmeye çalışıyorum. internette rastladıklarımı buraya taşıyorum ki belki benimle birlikte bu konuya ilgi duyan insanlar da yeni şeyler öğrenir.

Nahnu.Org: “Weblog Falan”

benim için nahnu.org “header” diye de ingilizce söylenişi olan alınlıklardır. sayfa açılır açılmaz sizi hınzır bir misafirperverlikle karşılar. kendinizi tutamaz bir tebessüm koyverirsiniz. şaşırtıcıdır zira benim gibi “yoğun” biriyseniz bir girdiğiniz site öbürüne benzemez. her seferinde doğru yere mi geldim diye düşünebilirsiniz. bu tavır internet sosyetesinin davranışlarına göre şekillendirilmişse gayet doğru bir strateji olabilir zira avantaj ya da dezavantaj şeklinde yorumlamak tamamen ne amaçladığınızla ilgili. yıllardır internete hep bir tık uzakta olan benim için bile şaşırtıcı denilebilecek, yepyeni bağlantılara ulaşabileceğim bir kaynak olarak da önemli bir yeri var.

şu anki tasarımı okunurluk olarak biraz karışık geliyor belki sağ kolonu ana kolondan ayırmak bir çözüm olabilir. bununla birlikte sanırım genel olarak hepimizde var olan türkçe/ingilizce karmaşasına bir çözüm bulmak gerek. tarihler neden ingilizce? neden “related entries”?

ve pas…

cisday ailesi jolenéloy…

19 Şubat 2007 tarihini bir yerlere not edin zira bugün çok önemli bir gün. misak-ı milli sınırları dahilinde blogu olmayan il kalmasın şiarıyla yola çıkan öncü birlikler beşer onar kendilerini gösteriyorlar.

kupa sayesinde futbolla sallanan dünyaya msn de bir güzellik yaparak kupanın oyuncularının tuttukları günlükleri yayınlamış. ronaldinho, davids, owen gibi futbolcuların kupayla ilgili yazdıkları okunmaya değer ama sanırım en çok ilgiyi hakeden final maçının oyuncuları fransız makelele (gerçi maçtan sonra birşey yazmamış) ve dünyanın en iyi kalecisi gianluigi buffon‘un yazdıkları

bundan epey bir zaman önce kendi ellerimle çizdiğim blogger logosunu zamanaşımından dolayı sizlerle paylaşmak isterim. şimdi al istediğin renge çevir, koyma logolu blogger tişörtler burada gel gel!

bloggerlogo.eps

artık türk blog camiasında güneş gibi parlayacak, samanlıktaki iğneyi bulmamızı sağlayacak ve bize hayran hayran okuduğumuz, yazdıklarına güldüğümüz, ne yerler ne içerler diye merak ettiğimiz bloggerları tanıtacak bir blogzine var: bloglama

pazar günleri adet olduğu üzere güzel bir kahvaltı ve bakkaldan sipariş edilen bir ekmek ve bir hürriyet ile başladı. çok matah bir gazete olduğundan değil ya, birsürü ıvır zıvır var içinde eğlencelik. ona bakmak için. pazartesi yazısı hürriyetten bahsetsin.

hürriyet gazetesi okurken son üç dört haftadır en uzun süreyi özdemir ince’nin bulunduğu sayfada geçiriyorum. bu haftaki yazısı özellikle dikkatimi çekti. nasıl anlattığının da ne anlattığın kadar önemli olduğunu, mesela deniz baykal’ı dinlerken neden kafa atmak istediğinizi açıklar bir yazı olmuş. –> via

ince’nin bu yazısını ararken hurriyet yazarlarını kapsayan bir projeye denk geldim. yazarlar kalpleri kadar tertemiz ve beyaz sayfalara birbirlerinin portrelerini yazmışlar. gördük ki ertuğrul özkök “Nick Cave tutkusu dışında, Kanat Beyoğlu’nun en harbi, en kral delikanlısıdır” şeklinde cümle kurabiliyormuş. –> via

murat bardakçı gazetede en takdir ettiğim yazar. bu haftaki yazısında marmaray projesi kapsamında yapılan deniz kazılarında ortaya çıkan, bir zamanlar istanbul’da gerçekleşen tsunami nedeniyle yokolan bir bizans iskelesi ve gemilerinin akıbetinin ne olacağından bahsediyordu. eğer çok ileri bir teknoloji ile korunmazsa bu gemiler birkaç gün içinde toz olacakmış. nerde bizde o teknoloji, olsa da nerde bizde o duyarlılık sayın abim.

7 yaşında

Modern Rok Hamlesi yazılar güzel..umarım böyle devam ederler.

kültür bakanlığı internet üzerinden bakıldığında türkiye devletinin en modern yüzü gibi duruyor. zira devlet kurumları içeresinde web sitesi bu kadar işlevsel ve düzgün tasarlanmış pek fazla örnek yok. az önce internette aylak aylak gezinirken yine kültür ve turizm bakanlığının deneme müzik yayınına rastladım. kulağımızı sürekli başka seslere açtığımızda bazen bu dinlediklerimiz yabancı geliyor. bunları dinlemeyeli ne kadar çok oldu bea..

bir reklam ajansında çalışıyorum ve birsüredir yaptığım şeyi şimdi farkettim. yabancı şarkıları bas bas çalarken türkçe bişey çıktığında ve biraz alaturkaysa hemen kısıyorum sesini.

tekelizm kendilerine “tekelci düşünce cephesi” diyerek manifestolarını da bir güzel yayınlayan sevgili tekelizm.com virütikleri. tamam reklamcıyız, herşeyi kullanırız. tabi ki böyle size bir lafım yok. aslında var. canım artık tekel birası içmek istemiyor. çok güzel olmuş stickerlar falan. ama ne biliyim. bişeyler kırıldı lan. evet bir karşı duruştur graffiti, sesini başka türlü duyuramayan, rahatı kıçına batanların yüksek sesle bağrışıdır. yeri gelir bansky abiniz gibi, naro gibi sisteme kayar. naro izin vermiş midir sizin skndrk biranız için kendi sitelerinin kullanılmasına, kendi adlarının geçmesine. bilmiyorum belki de vermiştir. neden kızıyorum onu da bilmiyorum. ama bişeyler kırıldı lan. canım artık tekel birası istemiyor. çok güzel olmuş stickerlar falan.

internet bağımlıları için klinik

çinde internet bağımlılığı nedeniyle feleğini şaşıran homosapiensler için rehabilitasyon merkezi kurulmuş. çinde oynanan oyunlarda multiplayer özelliği yasaklansın. 1500 kişiyle caunterstrike oynanırsa böyle olur tabi. azı karar çoğu zarar.

comeclean.com isimli site viral pazarlama örneklerinden biri. itirafınızı elinize yazıyorsunuz. sonra elinizi sabunla yıkayınca pırıl pırıl oluyorsunuz. itirafınız elinizden silinse de sitede saklanıyor. istatistikler oldukça ilginç. aldatma itirafları oldukça yüksek ve itirafların %80′i seksle ilgili. neler yiyoruz itiraf kategorisine denk geldim ki anlam veremedim. bu kategoride itiraf edenlerin %1′i küçük çocuk yemiş. ayrıca sitede daha da dikkat çekici bir uyarı var: “birçok cinayet itirafı aldık. şaka yaptığınızı varsayıyoruz!”

rekor

Atatürk Hava Limanı iç ve dış hatlarının işletmesi için açılan ihaleyi Tepe Akfen Via isimli şirket 3 milyar dolar vererek aldı. daha doğrusu 2 milyar 950 milyon dolar. hayırlı olsun. hafta başında ihaleyle ilgili basında birçok haber vardı. hatta ihale yetkililerinin ricasıyla TAV şirketi rakip şirketlerden kat be kat fazla para vererek türk özelleştirme tarihinin en yüksek teklif veren şirketi ünvanını da almıştı. yani gazetelere yansıyan kısmı “bizden rica ettiler biz de rekor için 2 milyar 950 milyon dolar’a çıktık” diyen bir patron resmi olmuştu. hadi bir de bu ihalede cebinden 2 milyar 950 milyon dolar çıkan TAV şirketinin web sitesine bakalım. ufak bir silkinmeyle bu kadar para döken şirket en azından web sitesine de 3-4 bin dölar dökemez miydi?

yıllardır bu sırt kaşıma muhabbetlerinde sürekli dile getirdiğim ve yapacağımı söylediğim şeyi birkaç ay önce yapmıştım. beceriksiz ve bir o kadar kazıkçı herifler yüzünden baskısı berbat olmuştu. her türlü aşamasını düşünüp tasarladığım şeyin iki üç dangalak tarafından berbat edilmesi haliyle çılgına çeviriyor beni..hrmf…neyse.. sabah ofise geldiğimde çalışma arkadaşlarımdan birinin ekranda böyle bişeye baktığını gördüm. sevindim bi taraftan bi caponla aynı şeyi düşünmüş olmak ilginç geldi..ama sonrasında derin endişe!! caponlar beynimi ele mi geçirdi?


savetoby.com internet aleminin şu aralar en ilginç noktalarından biri. site sahibi günün birinde yolda aylak aylak dolanırken yaralı bir tavşan bulur. bu yaralı güzel yavru tavşanı iyeleştirir besler, sağlığına kavuşturur. buraya kadar olanlar hepimizin yüzünü güldürdü değil mi? ama olayın aslı hiç de öyle değil. adi ve kurnaz site sahibi toby adını verdiği güzel yavru tavşanı 30 haziran 2005 tarihinde yahni yapacağını söylüyor. tabi eğer o zamana kadar istediği 50.000 amerikan doları’nı toby’nin hayatını kurtarmak için açılmış olan hesaba yatırmazsak. ismini açıklamayan site sahibinin bu çıkışından sonra bir yığın hayvansever ayaklanmış ve ne ilginçtir ki 30.000 amerikan doları toplanmış bile. bi taraftan store bölümünde toby baskılı tişörtler, şapkalar kapış kapış gidiyor. herif bi de olayı kızıştırmak için toby’nin çeşit çeşit fotoğraflarını çekip duruyor ve üstüne üstlük toby’le yapacağı yemeklerin tariflerini yayınlıyor (çok adiymişsin be abi).

 

 

Close
E-mail It