kitap

You are currently browsing the archive for the kitap category.


Dün akşam cnbc-e’nin yeni dizilerinden Pushing Daisies‘te hikayenin bir yerinde pop-up kitaplardan bahsediyordu. Şimdi orada görünce benim algım açıldı, o yüzden her yerde pop-up kitaplar gördüğümü söyleyebilirsiniz tabi. Sabah işe geldiğimde ilk olarak yukarıda görmüş olduğunuz, Ken Ishiguro’nun pop-up abajuruna rastladım. (Gerçekten çok başarılı değil mi? Işığın nasıl yandığını hala çözemedim.) Az önce harf ayaklanmasını yazarken ise şimdiye kadar gördüğüm en başarılı pop-up kitaplardan biri alenen önüme atladı. Marion Bataille tarafından yapılan pop-up kitap farklı karakterdeki pop-up harflerden oluşuyor. Tipografik çözümleri ve harfler arası bağı mutlaka görmelisiniz.

calvino‘nun, katıldığı savaşta sol tarafına yediği bir gülleyle iyi ve kötü olarak tam ortadan ikiye bölünen bir soylunun hikayesi anlatılan “ikiye bölünen vikont” adlı öyküsü ilginçtir. calvino -ki kendisi görünmez kentleri görünür kılan bir hayal gücüne sahiptir- bu öyküsünde tamamen fantastik bir hayat öyküsünden etkilenmiş. hayatı, soylu olduğunu iddia eden fakat hiç de zengin olmayan doktor babasının alacaklılarından kaçmak için ailesi ile şehirden şehire dolaşmakla geçti. madrid’te üniversitede okurken bir arkadaşını yaraladığı için hakkında tutuklama emri çıkarılınca italya’ya kaçtı. tam da o sırada osmanlı’ya karşı sefere hazırlanan haçlı ordusuna katılmak için büyük bir hevesle ve italya’dan bindiği marqueza isimli gemiyle, bize göre inebahtı ona göre lepanto savaşına katıldı. osmanlı’nın yenildiği savaşta miguel de cervantes göğsüne iki kurşun yemiş, sol elini de bir gülle götürmüştü. (hikayenin devamını murat bardakçının yazısından okuyabilirsiniz.) iş bulamadığı için yazarlığa başlayan fakat yazdıkaları tutmadığı için farklı işler yapmak zorunda kalan cervantes ancak son yazdığı don kişot’la adını duyurmayı başardı. kitabın ve yazarın ünü o kadar yayıldı ki o zamanın korsancıları tarafından don kişot’un sahte bir devamı yazıldı. yazar ise ancak bir on yıl sonra kendi kitabının devamını yazabildi.

gelelim bu hikayeyi aklıma getiren ve bu yazıyı yazmama neden olan şeye. textatis isimli font tasarım firması don kişot’un ilk baskılarında kullanılan yazı karakterini günümüz tasarımcılarının kullanımına sunmuşlar. karakterlerin zarifliği, dengesi çok hoşuma gitti.

dülsinya, donkişot, quixote, la mancha,

çarpım tablosu‘nda çıkan yeni mim dalgasından flynxs‘in kadife karanlık, 187/1 blogu sayesinde haberdar oldum ve dahil olmak istedim. Yapmamiz gerekenler kisaca soyle:

  1. bize en yakın kitabı alıyoruz.
  2. kitabin 187. sayfasini cevirip. (kitabin sayfa sayısı 187’den büyük olmalı!)
  3. 1. cümleyi bulup.
  4. o cumleyi blogumuzda postalıyoruz

Benim de tamamen rastgele olarak elde ettigim sonuc -ki çok enteresan olduğunu söyleyemem. yanımda öylece duran bir kitap- soyle :

Nedim Gürsel
Sağ Salim Kavuşsak
Çocukluk Yılları
Doğan Kitap
2. Baskı / Mart 2004 / ISBN 975-293-175-8

Eken bizi biçer bir gün
Dedem İstanbul’da, o dönemin ünlü üroloğu Gıyasettin Korkut’un ellerinde can verdi, ameliyattan birkaç gün önce.

dqbooks.jpg

müziklerle bezenmiş dergi düzenlemelerine flash teknolojisi sayesinde alışkın olmamıza rağmen bunlar daha bir ilgimizi çekecek gibi. dqbooks, hoş müzikleri ve birbirinden ilginç 4 konusuyla karşımızda. “where is the party?” ayrıca güzel. bu linki saklayın zira yenilerine de bakmak gerekecek ileride.

serdar kuzuoğlunun 16 nisan tarihli garip işler oluyor vesselam başlıklı yazısı …

bu hayatta en çok kullandığım cümle kalıplarından biri “hayat ne garip”. bundan bir ay kadar önce gevende diye bir grup keşfettim. çaldıklarından o kadar etkilendim ki web sitelerine girdim. sonra bi baktım biyerde konser veriyorlar ve şimdi farkettim ki herkes onları dinliyor!? bloglama camiasının istanbul ayaklarından kudra üşenmemiş süper ama (daha uzun bir ropörtaj bekliyorduk) kısa bir söyleşi yapmış gevende’yle. gevende ve birkaç soru

time dergisi “the design 100″ başlığı altında bir liste yayınlamış. berbat bir internet bağlantısıyla boğuştuğumdan zamanı ve sabrı olanlara bakmalarını öneririm.

dünyaca ünlü penguin yayınevi 2005 yılında 70. yılını kutlarken bu yıla özel bir kitap serisi yayınladı. bu kitapların kapakları da bulundukları yıla özel olarak tasarlanmıştı. Bu yıl 25. yılını kutlayan Can Yayınları, tıpkı Penguin Books gibi o süreçte bastığı kitaplardan 25 tanesini seçerek yeniden basmış.
böyle gider bu…

her ne kadar tamamiyle bir kitap blogu haline gelmekten pek hoşnut olmasa da burada gördüğünüz kitapların tamamını alıp bir güzel okuyup ondan sonra sağa sola tavsiye edebilirsiniz. düpedüz kitap blogu. tabi novacame’in hızına yetişebilir misiniz tam olarak emin değilim. her gün bir kitap okuyor gibi ya da sallıyor ya da birileri yardım ediyor ya da insan değil.

ısrarla isteyiniz

yaklaşma, orda kal
novalibra // kitap notları ve bir iki şey daha


Tübitak’ın yayınladığı Popüler Bilim Kitapları hemen her konuda eğlenceli bir kaynak olarak orada biyerde duruyorlar işte. Cunda’da geçirdiğimiz birkaç gün içerisinde gezdiğimiz en güzel yerlerden biri geylan kitabevi’yi ve orada oturup biramızı içerken bir yandan da kitapları kurcalıyorduk. Orada bu kitapçığa rastladım: Resimler ve Ressamlar. Kitapta Watteau‘nun bir tablosundan kaçan Gilles‘le birlikte akımlar ve bunlara yön vermiş belli başlı ressamlar arasında dolanıyoruz. İşte kitaptan mikelanj’ın sistine şapeli projesini yaparken yazdığı bir şiir:

Sakalımın gökyüzüne yükseldiğini duyumsuyorum,
Ensemin sırtıma değdiğini;
Göğsümün kadın başlı yırtıcı canavar gibi şiştiğini.
Fırçamsa durmadan yüzüme boya damlatıyor
Ve orada harika mozaikler yaratıyor.

önce herşey bi toz bulutuydu. o tozlar birbirleriyle öyle haşır neşir, öyle alt alta üst üste oldular ki aralarındaki çekim onları birbirine bağladı. sonra patlamalar oldu.. sıkıştılar, yandılar, soğudular, katılaştılar. sonra yağmurlar başladı kimbilir kaç milyar yıl önce birkaç yüz milyon yıl sonra dünya yemyeşildi. birsürü canlı türedi ve bugünden sadece birkaç bin yıl önce insan oldu.. ama ne biliyoruz ki bu zamanlara dair. hiç. sonra insan yazıyı buldu (belki bulduruldu) yazmaya başladı. neyin nasıl olduğunu anlatmaya başladı.

dünya tarihi böyle karanlıkken birileri çıkıp alternatif dünya tarihleri hazırlıyor doğru bildiklerimize inat. birkaç ay önce ” tanrının ağzından evrenin hikayesi“ni okuduğumda bu alternatif tarih epey hoşuma gitmişti. tanrının kontrolsüzce yarattığı ama yaptıklarını geri alamadığı fikri gerçekten şaşırtıcıydı. şu sıralar julian barnes‘ın onbuçuk bölümde dünya tarihi isimli kitabını okuyorum. barnes nuh ve tufan efsanesini gemideki bir tahtakurdunun gözünden anlatıyor. sonra gidiyor ve her biri bir tufan efsanesi olan birsürü hikaye daha anlatıyor. sonra bugün bunu okurken aklıma düştü şöyle bir kitap olduğunu hatırladım: 9 gitarda dünya tarihi. bir de ömer madra’nın müzikli dünya tarihi vardı. onu da unutmamak lazım. velhasıl kelam kaybedenlerin dünya tarihinden bahsediyoruz. savaşları attık mı çok bişey kalmıyor zaten.

şimdiki toz duman taa en başından belliydi. herşey birkaç toz zerreciğinin it dalaşından doğmamış mıydı zaten. sonunda o toz tanecikleri hala it dalaşını sürdürüyor. biz birbirimize bunca girdikten sonra belki kim bilir füzyon difüzyon olur yeni bi dünya olur bizden. her şey önce bi insan seliydi diye başlar anlatılar.

 

 

Close
E-mail It