Bu günlerde NTV Yayınları'ndan çıkan John Brockman'ın editörlüğünü yaptığı Gelecek 50 Yıl isimli kitabı okuyorum. 180. sayfadayım ve buraya kadar hemen herşey gayet güzeldi. Birbirinden enteresan makalelerin olduğu kitapta, ülkemiz yasalarıyla görmemizin men edildiği Richard Dawkins'in Moore Yasası Çocuğu adında süper bir yazısı bulunuyor. Bilgisayarların gelişimi ile DNA dizilimimizin çözülme maliyetinin düşmesi ve bu sayede olacaklardan bahsediyor. Yazıda Christopher Evans'ın Moore Yasası'nın boy göstermeye başladığı sırada yazdığı, otomobil teknolojisi ve bilgisayar teknolojisini karşılaştırdığı parça çok hoşuma gitti. Özellikle onu aktarmak istiyorum:
Bugünün arabaları savaşın hemen sonrasındaki arabalara göre bir dizi farklılıklar taşıyor. ... Ama bir an için otomobil sanayisinin aynı dönem boyunca bilgisayarlarla aynı hızda geliştiğini varsayalım: Şimdiki modeller ne kadar ucuz ve daha randımanlı olurdu acaba? ... Günümüzde 1.35 sterline alabileceğiniz Rolls-Royce beş milyon kilometrelik yolu bir galon benzinle alırdı ve "Queen Elizabeth II" gemisini çalıştırmaya yetecek gücü sağlardı. Ve de minyatürleştirmeye meraklı olmanız halinde, yarım düzinesini bir topluiğne başına yerleştirmeniz mümkün olurdu.
Haftasonu yine muhteşem bir temizlik harekatına giriştik. "Yeter artık at at at at!" adını verdiğimiz bu harekat sonucunda çok sayıda mühimmat ıskartaya çıkarıldı. Yıllardır atmaya kıyamadığım bu parçaları yine atmaya kıyamadım ve sizinle paylaşmaya karar verdim. Bakalım neymiş bu parçalar:
Büyük bir hevesle Flash bilgimi geliştirmek için aldığım ama bir kez olsun kapağını açıp da bakmadığımMacromedia Flash MX 2004 Kaynağından Eğitimkitabı (Ekindeki CD'lerle birlikte),
Yıllar yılı büyük bir keyifle okuduğum. Sayesinde dinlediğim sanatçılar hakkında süper bilgilere eriştiğim ve yine sayesinde birçok yeni grupla tanıştığım, 2002-2006 arası yayınlanmış, 100. sayısının da içinde bulunduğu, 22 sayı ROLL dergisi,
Çok geç tanıştığım ve ancak tek bir sayısına sahip olduğum Hayalet Gemi isimli süper derginin Eylül-Ekim 2002 tarihli 68. sayısı.
Nasıl elime geçtiğini bilmediğim, üzerinde bir ilaç markasının logosu olan FM radyolu tükenmez kalem (Aslında bunu çöpe de atabilirim:) Atıyım mı atmıyım mı diye çok düşündüm. İsteyen olur mu ki?)
Bu listedekilerden herhangi birini istiyorsanız fatihgul@truetypelies.com adresine mail atmanız yeterli.
İlk isteyenin aldığı bir yönetim şekli izliyoruz. ROLL dergileri bölünmez, toptan gönderilir. Kargo ücreti isteyene aittir.
Dün akşam cnbc-e'nin yeni dizilerinden Pushing Daisies'te hikayenin bir yerinde pop-up kitaplardan bahsediyordu. Şimdi orada görünce benim algım açıldı, o yüzden her yerde pop-up kitaplar gördüğümü söyleyebilirsiniz tabi. Sabah işe geldiğimde ilk olarak yukarıda görmüş olduğunuz, Ken Ishiguro'nun pop-up abajuruna rastladım. (Gerçekten çok başarılı değil mi? Işığın nasıl yandığını hala çözemedim.) Az önce harf ayaklanmasını yazarken ise şimdiye kadar gördüğüm en başarılı pop-up kitaplardan biri alenen önüme atladı. Marion Bataille tarafından yapılan pop-up kitap farklı karakterdeki pop-up harflerden oluşuyor. Tipografik çözümleri ve harfler arası bağı mutlaka görmelisiniz.
calvino'nun, katıldığı savaşta sol tarafına yediği bir gülleyle iyi ve kötü olarak tam ortadan ikiye bölünen bir soylunun hikayesi anlatılan "ikiye bölünen vikont" adlı öyküsü ilginçtir. calvino -ki kendisi görünmez kentleri görünür kılan bir hayal gücüne sahiptir- bu öyküsünde tamamen fantastik bir hayat öyküsünden etkilenmiş. hayatı, soylu olduğunu iddia eden fakat hiç de zengin olmayan doktor babasının alacaklılarından kaçmak için ailesi ile şehirden şehire dolaşmakla geçti. madrid'te üniversitede okurken bir arkadaşını yaraladığı için hakkında tutuklama emri çıkarılınca italya'ya kaçtı. tam da o sırada osmanlı'ya karşı sefere hazırlanan haçlı ordusuna katılmak için büyük bir hevesle ve italya'dan bindiği marqueza isimli gemiyle, bize göre inebahtı ona göre lepanto savaşına katıldı. osmanlı'nın yenildiği savaşta miguel de cervantes göğsüne iki kurşun yemiş, sol elini de bir gülle götürmüştü. (hikayenin devamını murat bardakçının yazısından okuyabilirsiniz.) iş bulamadığı için yazarlığa başlayan fakat yazdıkaları tutmadığı için farklı işler yapmak zorunda kalan cervantes ancak son yazdığı don kişot'la adını duyurmayı başardı. kitabın ve yazarın ünü o kadar yayıldı ki o zamanın korsancıları tarafından don kişot'un sahte bir devamı yazıldı. yazar ise ancak bir on yıl sonra kendi kitabının devamını yazabildi.
gelelim bu hikayeyi aklıma getiren ve bu yazıyı yazmama neden olan şeye. textatis isimli font tasarım firması don kişot'un ilk baskılarında kullanılan yazı karakterini günümüz tasarımcılarının kullanımına sunmuşlar. karakterlerin zarifliği, dengesi çok hoşuma gitti.
müziklerle bezenmiş dergi düzenlemelerine flash teknolojisi sayesinde alışkın olmamıza rağmen bunlar daha bir ilgimizi çekecek gibi. dqbooks, hoş müzikleri ve birbirinden ilginç 4 konusuyla karşımızda. "where is the party?" ayrıca güzel. bu linki saklayın zira yenilerine de bakmak gerekecek ileride.
bu hayatta en çok kullandığım cümle kalıplarından biri "hayat ne garip". bundan bir ay kadar önce gevende diye bir grup keşfettim. çaldıklarından o kadar etkilendim ki web sitelerine girdim. sonra bi baktım biyerde konser veriyorlar ve şimdi farkettim ki herkes onları dinliyor!? bloglama camiasının istanbul ayaklarından kudra üşenmemiş süper ama (daha uzun bir ropörtaj bekliyorduk) kısa bir söyleşi yapmış gevende'yle. gevende ve birkaç soru
time dergisi "the design 100" başlığı altında bir liste yayınlamış. berbat bir internet bağlantısıyla boğuştuğumdan zamanı ve sabrı olanlara bakmalarını öneririm.
dünyaca ünlü penguin yayınevi 2005 yılında 70. yılını kutlarken bu yıla özel bir kitap serisi yayınladı. bu kitapların kapakları da bulundukları yıla özel olarak tasarlanmıştı. Bu yıl 25. yılını kutlayan Can Yayınları, tıpkı Penguin Books gibi o süreçte bastığı kitaplardan 25 tanesini seçerek yeniden basmış.
böyle gider bu...
her ne kadar tamamiyle bir kitap blogu haline gelmekten pek hoşnut olmasa da burada gördüğünüz kitapların tamamını alıp bir güzel okuyup ondan sonra sağa sola tavsiye edebilirsiniz. düpedüz kitap blogu. tabi novacame'in hızına yetişebilir misiniz tam olarak emin değilim. her gün bir kitap okuyor gibi ya da sallıyor ya da birileri yardım ediyor ya da insan değil.
Tübitak'ın yayınladığı Popüler Bilim Kitapları hemen her konuda eğlenceli bir kaynak olarak orada biyerde duruyorlar işte. Cunda'da geçirdiğimiz birkaç gün içerisinde gezdiğimiz en güzel yerlerden biri geylan kitabevi'yi ve orada oturup biramızı içerken bir yandan da kitapları kurcalıyorduk. Orada bu kitapçığa rastladım: Resimler ve Ressamlar. Kitapta Watteau'nun bir tablosundan kaçan Gilles'le birlikte akımlar ve bunlara yön vermiş belli başlı ressamlar arasında dolanıyoruz. İşte kitaptan mikelanj'ın sistine şapeli projesini yaparken yazdığı bir şiir:
Sakalımın gökyüzüne yükseldiğini duyumsuyorum,
Ensemin sırtıma değdiğini;
Göğsümün kadın başlı yırtıcı canavar gibi şiştiğini.
Fırçamsa durmadan yüzüme boya damlatıyor
Ve orada harika mozaikler yaratıyor.