Posted: November 24th, 2008 | Author: indianropetrick | Filed under: dünya, dergi, futuristika, mimari, sanat, sokak, truetypelies | 3 Comments »

Ailenizin anarko ruhlu dergisi Futuristika, Amirali Ghasemi ve Serhat Köksal (2/5 BZ) küratörlüğünde gerçekleşen Kentsel Kıskançlık – 1. Uluslararası Gezici Tahran Bienali‘nin Berlin ayağına, kolektif üretiminin sonucunda ortaya çıkardığı afiş-poster çalışmalarıyla katılıyor. Konuyla ilgili yazının devamını buradan okuyabilirsiniz.
Pınar İlkiz'in kentin içinden kent fotoğrafları, Lawrence Roberts'ın kentin dışından bakışı ve Barış-İpek Yarsel'in koyduğu mimler o kadar iyiydi ki bunları birleştirip bir kompozisyon yaratmak benim için oldukça eğlenceli oldu. "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar" filminde dedikleri gibi "Dört doğru pas %90 goldür"
Posted: February 21st, 2008 | Author: indianropetrick | Filed under: buluş, gezi, mimari, tarih, teknoloji | 6 Comments »
CERN'de yapılacak, evrenin nasıl var olduğuyla ilgili bilgilere ulaşılacağı beklenen Atlas deneyi sırasında ortaya çıkan yüksek enerji, zamanda bir kırılma yaratacak, atom düzeyinde bile olsa bir zaman tüneli oluşacak...
CERN'de yapılacak zaman yolculuğu deneylerinden ilham alarak Artemis tarafından başlatılan ve lyn sayesinde dahil olduğum "Zamanda yolculuk gerçekleşebilseydi, gitmek isteyeceğimiz iki zaman dilimi", sorusu üzerine mim dalgası.
Zamanda yolculuk fikri beni her zaman heyecanlandırmıştır fakat hiçbir zaman belli bir zamana gidip orada yaşamak üzerine olmadı hayallerim. Ha tabi zamanda yolculuk benim için mekanda yolculuktan hiçbir zaman ayrılmamıştır. Eğer sadece zamanda yolculuk edip bulunduğumuz mekanı hiçbir zaman değiştiremeyeceksek, yani 2008 İstanbul'undan 1497 Floransa'sına gidemeyeceksek, bu konuyu ayrıca değerlendirmemiz gerek. Tabi böyle bile olsa yaşadığımız şehir dolayısıyla epey şanslı sayılırız.
Zaman ve mekanda yolculuk edebileceğimiz varsayımıyla, bulunmak istediğim iki zaman noktası şöyle:
1- 20. yüzyılın en büyük grafik tasarımcılarından Otl Aicher ile tanışmak ve bi şekilde birlikte çalışmak isterdim. En bilinen işlerini 1972 Münih Olimpiyatları için tasarladı. Olimpiyatlar için tasarladığı piktogramlar, halen tüm dünyada halka açık alanlarda yönlendirme sembolleri olarak ve hatta artık klişe de olsa birçok ilan, logo tasarımında kullanılıyorlar. Eğer bir zaman makinem olsaydı 60'ların sonuna gider Aicher'in 72 Münih Olimpiyatları için yaptığı çalışmalara dahil olmaya çalışırdım.
2- İstanbul'un şu anki haline baktığımda güzellikten çok harap edilmiş bir kent görüyorum. Yaşım baz alındığında şehrin güzel olan haline yetişmem de imkansızmış. Geçen yıl Pera Müzesi'nde açılan "Konstantiniyye'den İstanbul'a" sergisini gezerken daha önce hiç görmediğim bir İstanbul fotoğrafına rastlamıştım. İstanbul surları denize iniyor ve önünden kayıkla insanlar geçiyor. İnanılmaz bir manzaraydı. Henüz bir sahil yolunun olmadığı 1950 öncesi İstanbul'una gitmek isterdim. Hem o çok merak ettiğim sahil meyhanelerini görmek, uskumru dolması yemek için, hem de bozulmaması için neler yapılabilirse işte yapmak için.
Geçmiş ya da gelecek, gideceğiniz, göreceğiniz, yiyip içeceğiniz şeyleri çok merak ediyorum: kudra, neşeligençler, nahnu
Posted: June 22nd, 2007 | Author: indianropetrick | Filed under: dünya, hayat, mimari, reklam | 2 Comments »
dünyada eşi benzeri olmayan bir uygulamaya ev sahipliği yapan são paolo hakkında yazdığım, hafif.org'da yayınlanan blog. reklamsız şehir são paolo.
temmuzla gelen ek: são paolo yazısı bu ayki grafik tasarım dergisinde de yayınlandı. ilk yayınlanmaya başladığından bu yana ilgiyle takip ettiğim grafik tasarım dergisi içeriğine katkıda bulunabilmiş olmaktan oldukça mutluyum.
Posted: May 21st, 2007 | Author: indianropetrick | Filed under: çevre, mimari | No Comments »

bu sabah inhabitat'ta okuduğum olağanüstü dayanışma bana kedimle çıktığım sinek avlarını hatırlattı. hoş, ortak çalışmanın sonucunda sineği yiyen yine o oluyor ama ben de kendime biraz pay çıkarmakta haksız değilim. bununla birlikte stüdyo libertiny binlerce arı ile bambaşka bir işbirliğine giderek ortaya alışılmışın dışında bir ürün sunmuş. stüdyo libertiny, arıların koloni oluşturmaları için vazo şeklinde bir kovan hazırlıyor ve 40.000 usta arı bir hafta çalışarak kovanın içini altıgen petekleriyle kuşatıyor. bu işleme "yavaş modelleme" adını koymuşlar fakat ortaya çıkan ürün o kadar etkileyici ki bu kadar teknik bir terim tatmin etmiyor. tabi bunu görüp de arıları kötü emellerine alet etmek isteyeceklere bu hayvanların baskılara ve haksızlıklara ne denli sert yanıt verebileceklerini de hatırlatmak isterim.
Posted: March 7th, 2006 | Author: indianropetrick | Filed under: çevre, buluş, mimari | 2 Comments »

Michael Jantzen'in tasarladığı Mhouse modern tasarım anlayışıyla geçmişte hayal edilen geleceğe en yakın yapılardan birine örnek olabilecek nitelikte. herhangi bir temele oturtulmadan zemine sabitlenmiş bir prefabrik yapı olan Mhouse içerisinde rüzgar ve güneş enerjisi panelleri barındırıyor. yani neredeyse kendi kendine yetebilen biyer olmuş. şeytan diyor al bunlardan bitane koy tophane sahiline. millet sanatsal performans diye bakarken yaz geçer. kışa da allah kerim.
bu arada kemal sunal'ın da böyle bir filmi vardı. zabıtalar evini yıkınca bu da seyyar bir ev yapıyordu kendine. aklıma geldi.
Posted: October 3rd, 2005 | Author: indianropetrick | Filed under: çevre, mimari | No Comments »
eskiden boğazkesen derlermiş ki boşuna değil, ingilizler istanbul'u işgal ederken bir tek burayla başa çıkamamışlar boğazları kesilmiş tek tek. şimdilerde ise adı bile ingilizce anılıyor lakin daha da önemlisi tophane, karaköy, boğazkesen, galata artık ne derseniz deyin siluet bir şekilde değişiyor. tabanlıoğlu bu proje hakkında 1998 yılından beri çalışıyor. proje resimlerine baktığınızda etkilenmemek mümkün değil. şu anda atıl durumda bulunan binalar yeniden kullanıma açılıyor ve liman yeniden canlanıyor. galataport projesine karşı çıkan bir grup "galata limanı dev metal konstrüksüyonlarla oluşturulmuş büyük alışveriş merkezleri ve hoteller ile heba edilmemeli. liman halkın faydalanabileceği bir projeyle değerlendirilmeli" diyor ve bir örnek olarak malezyadaki bir limanı örnek gösteriyor. 20 yıl türkiye'de yaşayan biri için oldukça doğal bir duygu bu. hayatım boyunca gözümün önünde sevdiğim birçok yerin ırzına geçildi, o kadar çok peşkeş çekme haberi okudum ki ben de bu projenin kime kazanç sağlayacağı konusunda endişeliyim. tabi şu ihale haberleri de insanın moralini bozuyor.
geçenlerde rahmi koç "ihale şartlarından haberim olsaydı ben de girerdim hem de rahmi koç olarak. kırk yıla ne deve kalır ne deveci ne de alacaklı" şeklinde bir ahkam kesmişti gazetecilere haklı olarak. zira olum o ne biçim ödeme planı yuh diyesim geldi okurken. ilk on yıl para ödeme ondan sonra tamamını da kırk yılda öde; oh ne ala memleket! keşke ben de girseydim ihaleye.
Posted: September 28th, 2005 | Author: indianropetrick | Filed under: mimari, resim, sokak | No Comments »
iş-ev arası eskilerin deyimiyle "tabanvay" ile gidilebilecek bir mesafe olduğunda çevredeki birçok şeye daha fazla odaklanma fırsatı buluyorsunuz aynı zamanda. hemen her gün önünden geçip ve her defasında başımı yukarı kaldırıp ihtişamına kapılıyorum halaskargazi caddesi 220 numaralı binanın. eğer yolunuz düşer de önünden geçme fırsatı bulur, kapalı kapısının parmaklıkları arasından içeriye merakla bakarsanız sağ ve sol duvarlarına yapılmış ama restorasyon sırasında çok özen gösterilmediğinden alçı tozuyla silikleşmiş resimleri görmekte zorlanabilirsiniz. yılmayın daha dikkatle bakın. gerçekten etkileneceksiniz.
Posted: May 5th, 2005 | Author: indianropetrick | Filed under: mimari, tasarım | No Comments »
öyle bi aile düşünün ki AKM'nin istanbul, ankara, bodrum, dalaman havaalanlarının, galata limanı nın... (böyle gider bu) mimarlığını yapmış olsun. "yok artık" dediğinizi duyabiliyorum ama evet böyle bir aile var. tabanlıoğlu mimarlık