Pazartesi sabahını kurtaracak bişeyler yap Yutub. Bana bi şarkı çal Yutub. Happiness Yutub.
You are currently browsing the archive for the müzik category.
Pazartesi sabahını kurtaracak bişeyler yap Yutub. Bana bi şarkı çal Yutub. Happiness Yutub.

futuristika! enteresan mevzular dergisi yayın hayatına başladı. şu hayatta hiçbir şeye şaşırmıyorum artık, birşey olsa da silkinsem, kendime gelsem diyorsanız durmayın başlayın ilk başlıktan: Püsküllü moruk - Cem Karaca & Kardaşlar
futuristika!’nın logosunu yapsam nasıl yapardım diye düşünüp kimseden habersiz çalışmaya başladım. çalışmalarım içerisinde yukarıda gördükleriniz en çok hoşuma gidenler.
bir site açılışı haberi daha. absürd haberler muhabirimiz winmaker yeni adresiyle geri döndü.
snoop dog mtv’de rastladığım, yaptığı müziğin hayranı olmasam da rastladığımda dinlediğim bir müzisyen. fakat son zamanlarda mtv’de dönen sensual seduction klibi ile hayranları arasına katılmama ramak kaldı. yapım kalitesi, uygulamadaki profesyonellik, dönemle birebir oturan koreografi göreceksiniz ki sizi de etkileyecek.
tabi görebilirseniz…
geleceğe not: siz bu yazıyı okurken video linki çook uzaklara gitmiş, aslında o kadar uzakta olmasa da gözlerimiz kapandığından görünmüyor olabilir. sabırlı olun, eminim birgün açılacaktır.
geleceğe not 2: tabi okuyamıyor da olabilirsiniz zira aynı zihniyet erişimini yasakladığı bir siteye, başka bir konu için dahi olsa, link vermeyi de suç kapsamına alıp bu siteye erişimi de yasaklayabilir. göğe bakalım.

kim bilir belki yıllar sonra kullan at hafıza kartları ortaya çıktığında onları olur olmaz yerlerde uygulanır görebiliriz. belki bir gün starbucks’tan aldığımız kahve bardakları üzerine, içindeki kahvenin geldiği yöreye ait ya da o kahveyi içenlerin en çok dinledikleri şarkıları yükleyecekler ve kablosuz kulaklıklarımız sayesinde bu şarkıları dinleyebileceğiz. kim bilir? kimbilir belki bu illustrasyonu beğenenler birgün masaüstü resmi (1280×1024, 1024×768) yapmak ister, hiç ummadığımız bir anda t-shirtleriyle karşımıza çıkabilirler:)
kontrol - Z kullanmam çünkü hata yapmam:) süper olmuş.
dünyanın hemen her yerinde müşteri ve reklam ajansı diyalogları hemen hemen birbirinin kopyasıdır. müşteri dünyanın her yerinde aynı şeyi ister: logo yeterince büyük değil, logo büyüsün.mp3. muhteşem vokal ve dayanılmaz sözler.
serdar kuzuoğlunun 16 nisan tarihli garip işler oluyor vesselam başlıklı yazısı …
bu hayatta en çok kullandığım cümle kalıplarından biri “hayat ne garip”. bundan bir ay kadar önce gevende diye bir grup keşfettim. çaldıklarından o kadar etkilendim ki web sitelerine girdim. sonra bi baktım biyerde konser veriyorlar ve şimdi farkettim ki herkes onları dinliyor!? bloglama camiasının istanbul ayaklarından kudra üşenmemiş süper ama (daha uzun bir ropörtaj bekliyorduk) kısa bir söyleşi yapmış gevende’yle. gevende ve birkaç soru
time dergisi “the design 100″ başlığı altında bir liste yayınlamış. berbat bir internet bağlantısıyla boğuştuğumdan zamanı ve sabrı olanlara bakmalarını öneririm.
dünyaca ünlü penguin yayınevi 2005 yılında 70. yılını kutlarken bu yıla özel bir kitap serisi yayınladı. bu kitapların kapakları da bulundukları yıla özel olarak tasarlanmıştı. Bu yıl 25. yılını kutlayan Can Yayınları, tıpkı Penguin Books gibi o süreçte bastığı kitaplardan 25 tanesini seçerek yeniden basmış.
böyle gider bu…
kimilerine göre 80′lerde buna benzer şeyler yapıldı. bense ilk kez karşılaşıyorum ve oldukça etkilendim. muhteşem bir animasyon, acayip bir çalışma.
malum ipod şıklığı yadsınacak cinsten değil. ama insan bazen bu bembeyaz, kolay çizilen makinaya bir kılıf uydurayım diye düşünüyor ve pahasını görünce de cayabiliyor. işte bu kılıf jeneratörüyle ipod’unuza artık yepyeni bir görünüm verebilecek eğer canınız isterse üzerine not bile alabileceksiniz. kim tutar sizi.ipod’unu giydir
Modern Rok Hamlesi yazılar güzel..umarım böyle devam ederler.
kültür bakanlığı internet üzerinden bakıldığında türkiye devletinin en modern yüzü gibi duruyor. zira devlet kurumları içeresinde web sitesi bu kadar işlevsel ve düzgün tasarlanmış pek fazla örnek yok. az önce internette aylak aylak gezinirken yine kültür ve turizm bakanlığının deneme müzik yayınına rastladım. kulağımızı sürekli başka seslere açtığımızda bazen bu dinlediklerimiz yabancı geliyor. bunları dinlemeyeli ne kadar çok oldu bea..
bir reklam ajansında çalışıyorum ve birsüredir yaptığım şeyi şimdi farkettim. yabancı şarkıları bas bas çalarken türkçe bişey çıktığında ve biraz alaturkaysa hemen kısıyorum sesini.
ronnie james dio ile tanışmam pagan beyler sayesinde olmuştur diyebilirim. keşke daha önce duysaydım diyorum şimdi. neyse..az önce dio’nun don’t talk to strangers şarkısını dinliyordum ve şebnem ferah’ın mayın tarlası şarkısının bu şarkıya ne kadar da benzediğini farkettim. aferim bana. şebnem ferah da candır. yapacak bişey yok.
1. The Pat Metheny Group - Have You Heard
2. U2 - The Million Dollar Hotel OST - Ground Beneath Her Feet
3. Kings of Leon - Milk
4. Madrugada - Strange Colour Blue
5. Acil Servis - Bebek
6. The Pat Metheny Group - Have You Heard
7. Asiaminör - Zaviye
8. Rachid Taha - Rock El Casbah
9. Georges Brassens - trompettes de la renommee
10. U2 - The Million Dollar Hotel OST - Ground Beneath Her Feet
11. Yeni Türkü - Bahar Şarkısı
12. DEUS - Nothing Really Ends
13. Brazzaville - Caldo De Cana
14. Orhan Gencebay - Musalla Taşı
15. U2 - The Million Dollar Hotel OST - Ground Beneath Her Feet
16. The Pat Metheny Group - Have You Heard
17. The Pat Metheny Group - Have You Heard
18. U2 - The Million Dollar Hotel OST - Ground Beneath Her Feet
iTunes > Controls> Repeat All…………………………………………………
: : in vino veritas
böyle bir adamın varlığından ancak o öldükten sonra haberim oldu ama yine de onun gibi birsürü adamı öldüklerinden sonra tanıdığımı düşünürsek çok büyük bir kayıp değil. aslında kendi şarkılarını da daha sonra dinlemeye çalıştım ama bir türlü sevemedim. benim sevdiğim başkalarının şarkılarını söyleyen johnny cash. u2′dan “one”, depeche mode’dan “personal jesus“, bob marley “redemption song”, nine inch nails “hurt”… hatırlıyorum ilk personal jesus’ı dinlemiştim ve o andan itibaren arşivimin en gözde şarkıcılarından biridir. geçenlerde yine gecikmeli olarak üstadın hurt şarkısına yaptığı cover’ın video klibini seyretme şansına nail oldum. muhteşem bir klip. hayatım boyunca seyrettiğim en etkileyici klip bile diyebilirim. ölmek üzere olan bi adamın kendiyle olan hesaplaşması, bir tartıp biçme klibin her noktasına işlenmiş. isa’nın son akşam yemeği göndermeleri cash’in son albümünün tamamında da olduğu gibi klipte de yoğun bi şekilde belli ediyor kendini. bi bakıma cash’in yalnız başına son akşam yemeği. “öleceğini mi anladın” be adam demekten alıkoyamıyorum kendimi. şarkının sözlerini de yazıyım izlerken eşlik edersiniz.
i hurt myself today / to see if i still feel / i focus on the pain / the only thing that’s real / the needle tears a hole / the old familiar sting / try to kill it all away / but i remember everything / what have i become? / my sweetest friend / everyone i know / goes away in the end / you could have it all / my empire of dirt / i will let you down / i will make you hurt / i wear my crown of shit / upon my liar’s chair / full of broken thoughts / i cannot repair / beneath the stain of time / the feeling disappears / you are someone else / i am still right here / what have i become my sweetest friend / everyone i know / goes away in the end / you could have it all / my empire or dirt / i will let you down / i will make you hurt / if i could start again / a million miles away / i would keep myself / i would find a way
çok uzun zaman sonra gelen düzeltme:
geçen akşam johnny cash’in hayatını anlatan “walk the line” filmini izledim. bu arada daha fazla şarkısını dinleme şansı buldum ve kendi şarkılarını da sevdim. ve son olarak hurt şarkısı ve klibi halen aynı etkisini sürdürüyor.
dün akşam cnbc-e’de wim wenders’in the million dollar hotel isimli filmi vardı. mel gibson, mila jovovich (her seferinde adını doğru yazıp yazmadığımı düşünüyorum. yanlış olabilir) filmin göz dolduran oyuncuları. filmi izlerken düşündüm de eğer wim wenders bi barda çalıyor olsaydı kesinlikle oraya giderdim. çok iyi şarkılar seçmiş film boyunca hem uzağı doğru dürüst seçemeyen gözlerimi zorlarken hem de kulaklarımı açmak zorunda kaldım. bu filmin soundtrack albümü mutlaka edinilmeli. hatta edinilip bana yollanmalı….ne var!!? bedava mı okuyacaksınız onca yazıyı. para biriktirip bi cd yollayın. çok mu?
müzik dinlemeye başladığımda tercih ettiğim tarz şu anda bahsederken bile beni utandırıyor. evet. 7 yaşındayken bir küçük emrah hayranı olduğumu saklayacak değilim. hatta kasetçaların başında sesimi onunkine benzetmeye çalıştığım gerçeği utanç verici olsa da saklanmamalı. insan neler yapıyor yav. geriye dönüp baktığımda çocukluktan gençliğe geçişte dinlediğim şeyler de bir o kadar değişime uğramış. ilkokul sonuna kadar neler dinlediğimi tam olarak hatırlamıyorum ama pop müzik diye adlandırdığımız şeyi dinliyorumdur ben de ve eminim ağlak şeyler 15 yaşında herkeste olduğu gibi bende de müthiş etkiler bıraktı. melankolik olmak herkese çok yakışıyordu. kızlar buna bakıyordu. lise dönemi metal dinleyen arkadaşlar, dinlemeyen arkadaşlar, metalcilere bakan kızlar yüzünden beni de bu akıma sürükledi ama kulak bu, bi türlü kabul etmedi. ama rock seviyordu. o sıra ne seçiyorsam tek ayırma yöntemim melodik olmasıydı. lise son..evet herşeyin biçimlenmeye başladığı dönem. deli gibi yeni türkü dinliyordum sonra bülent ortaçgil’le tanıştım ve dolayısıyla gürol ağırbaş, cem aksel ve özellikle erkan oğur. her zaman dinlediğim şarkıları bir süre sonra sadece soloları için dinlemeye başladım. gitar, piyano, davul, bas hepsi tek tek ilgimi çekmeye başladı. her seferinde birine açıyordum kulağımı diğerlerini susturup. internet sağolsun bütün bilgiye her an ulaşabiliyorsunuz. ve son aşama..caz. her ne kadar doğaçlamalara açık olsa da muhteşem düzen mutlaka içine çekiyor sizi. her gün yeni birini tanımak muhteşem bir duyguydu. eğer hiçbirşey bilmiyorsanız kronolojinin zerre önemi yoktur. bi gün önce marc ribot diye bir adamın varlığından haberdar olurken ardından “miles davis” diye adını biyerlerden duyduğum başka bi ustayı dinliyordun. çok konuştum. neyse..anlatmak istediğim şu. eğer cazla ilgileniyorsanız bu site sizin için muhteşem bir kaynak. gallery bölümünde caz etkinliklerinden fotoğraflar ve özel sanatçılardan caz ilustrasyonları sergiliyorlar. birsürü isim var görebileceğiniz ama ben şöyle bir liste yaptım sizin için. değerimi bilin. John Froehlich, Kevin Neiretier, Leith O’Malley, Paul N Grech , Pedro Scassa ayrıca bakınırken listede Murat Şekerli isminde bir türk fotoğrafçıya da rastladım. babylon’da gerçekleşen etkinliklerden fotoğraflar var.
j.verne’nin aya seyahatinden çok sonra hatta cyrano de bergerac’ın aydan düşmesinden de sonra bir gece vakti evde bezgin bezgin oturup download manyaklığını bırakmak için bir rehabilitasyon merkezi kurulabilir mi diye düşünürken şarkılar ard arda geldi bi öykü oldu.
moon over bourbon street, dancing in the moonlight, fly me to the moon, man on the moon, walking on the moon, moon dance, red hot moon, bark at the moon, to the moon and back, tears from the moon, blow out the stars, turn off the moon
…konuşurken kekeleyen ve derdini ancak şarkı söyleyerek anlatabilen bir kekeme samimiyetiyle aktarılmıştır.
dave brubeck’ten dinlemiştim ilk önce. sonra george benson sonra quincy jones… muhteşem bir şarkı.
perşembe kadar güzelsin perşembe kadar hızlı
her daim bir cümbüş arasında gizli
bir yıldızın köşeleri kadar uzakmışız öyle derler
oysa yakından bakınca yıldızlar yuvarlaktırlar
küfür gibi şarkı ulan bu..söylüyorum, anlamıyorum.