reklam

You are currently browsing the archive for the reklam category.

Dünyanın en çok konuşulan ülkesinin en çok konuşulan -her ne kadar dalga geçilse de politikalarına boyun eğilen- başkanının dünya medyasında çıkan reklamlarından portresi. Son imparatorun zeka seviyesinin biraz düşük olduğu hemen hepsinin ortak görüşü ve ilanlarda en hafif hitap şekli salak. Bu ilanlar nedeniyle kaçına dava açıldığını merak ediyorum. Aynı soru Simpsons’un 383. bölümü G.I. (Annoyed Grunt)‘ı izlerken de aklıma geldi. Hani oradaki diyalogların çeyreği için bile burada askerlikten soğutma davası açılabilirdi. Açıldı mı? Bilmiyorum. Uzun zamandır aynı eleştirileri gitgide yükselen tonda söyleyebildiklerine göre, hayır.

Dünya reklamcılığının Bush’u nasıl gördüğüyle ilgili yazıda, daha önce Lurzer’s Archive dergisinde gördüğüm ve en iyi basın kampanyası listemde en üst noktalara yerleştirdiğim bir kampanya görselini tekrar görmek iyi geldi. Diário de S.Paulo gazetesi için “Olayın derinine inen gazete” sloganıyla hazırlanan kampanyanın illustratif yaklaşımı, olay örgüsünün karmaşaya kurban gitmeden okuyucuya iletilebilmesi bakımından son derece başarılı. Reklam ajansı DM9DD.

788653530_c40c07582c.jpg

Şimdi bahsedeceğim konu hayranlık duyduğum, bahsetmeden duramayacağım için bahsettiğim, hatta bu kelimeleri yazarken bile bir sonraki için sabırsızlandığım muhteşem bir tasarım, reklam, kültür olayıyla ilgili. Geçen yaz İngiltere Ulusal galeri ve Hawlett Packard işbirliğiyle Soho, Piccadilly ve Covent Garden sokakları dünyaca ünlü paha biçilmez tablolarla donatılarak 12 hafta boyunca devasa bir müze haline getirildi. Büyük Tur adı verilen bu sergiyi tıpkı bir müzeyi dolaşır gibi dolaşıyor olmanız ise işin ayrıca etkileyici kısmı. Büyük Tur için hazırlanan web sitesinden tabloların yerleriyle ilgili rehberi ve tabloları anlatan sesli rehberleri indirebiliyorsunuz. Bununla birlikte eğer dilerseniz merak ettiğiniz tablonun önünde durup listelenen numarayı arayarak da o tablo hakkında bilgi edinebiliyorsunuz. Sokaklara dağılmış bütün tablolar Hawlett Packard tarafından kopyalanmış. İşin her safhasının böyle özenle tasarlanmış olması gerçekten etkileyici. Büyük Tur’la ilgili fotoğrafları flickr üzerinde hazırlanmış galeriden görebilirsiniz.

The Wind


lyn’in blogunda 2007′nin öne çıkanları ve son haberlerine göz atarken Epuron firması için hazırlanan bu viral reklam filmi dikkatimi çekti. çok etkilendim. benden 10!

giveupvista.jpg

bugünlerde internette görüp görebileceğiniz en hoş reklamlardan biri. windows vista tanıtım ve satış sayfalarında çıkan etkileşimli iki farklı banner ile halk bilgilendiriliyor. pc adamı vista’daki problemlerden dolayı windows kullanıcılarının ya xp’ye döndüğünü ya da mac aldığını söylüyor ve bunu önlemek amacıyla vistadan vazgeçmemeleri için bir banner hazırlıyor. ama olmuyor, olamıyor… don’t give up the fight

okumaya başladığımdan beri tabelaları okurum. hatta galiba tabelalarda yazılanları sökmeye çalışırken okumayı öğrenmişim. yani 20 yılı aşkındır süre içinde birsürü ilginç, yaratıcı şeyle karşılaştım fakat böylesi çok seyrek çıkıyor insanın karşısına. şişli halaskargazi caddesi’nde bir çiğ köfteci olan bulgurking gördüğüm ilk andan beri takdirimi toplamış bir işletme. kıvrak zeka ile girişimciliği birleştiren süper bir örnek.

diğer gördüklerim:

“now çiğ köfte time!” eyüp’te bir çiğ köfteci

“sizi çok seviyoruz!” yine eyüp’te bir serfloor mağazasının sloganı. artık genel bir slogan mı bilmiyorum. ne yani “ben de sizi çok seviyorum verin ordan 30 m2 laminat parke!” mi diyeceğim.


devasa bir balinanın şehrin ortasında yüzeye çıktığı kısım çok şık olmuş. buz gibi gol.

ek:  reklam filminin yayınlanmaya başlamasından sonra fikrin yapım şirketine daha önce çalışmak için başvurmuş kozyndan‘ın şirkete bıraktığı portfolyosundan çalınmış olduğu tartışmaları reklam dünyasını karıştırdı. tavşanlı şehir eskizleri olayın öyle basit bir esinlenme olmadığını gösteriyor bana göre. hırsızlık, aşırma, apartma dedikodularını bir yana bırakıp bu muazzam reklam filminin yapım aşamalarını ve gereken malzemelere bir göz atalım, neşemiz yerini bulsun.

w+k london tarafından yapılan, rus konstürüktivizmi ile bauhaus arasında biryerlerde dolanan honda poster serisi gözlere bayram ettiriyor. via design daily news

barnbrookdesign.jpg

JONATHAN BARNBROOK İSTANBUL’DA

Dünyanın en önemli 100 grafik tasarımcısı arasında gösterilen ve halen İngiltere Tasarım Müzesi’nde retrospektif sergisi izlenime açık olan Jonathan Barnbrook, 23 Eylül Pazar günü İstanbul’da grafik tasarımcılarla buluşacak.

Xerox sponsorluğunda, Grafik Tasarım dergisinin davetlisi olarak yurdumuza gelecek olan İngiliz grafik tasarımcı Jonathan Barnbrook, Marketingist 2007 Fuarı kapsamında Grafik Tasarım dergisinin organize ettiği “Grafik Tasarım Günleri”nde bir seminer vererek, okurlarla bir araya gelecek. Katılımcılar, seminerle beraber tasarımcının vurucu işlerinden oluşacak sergiyi de gezme şansına sahip olacaklar; Xerox etkinlik alanında da J. Barnbrook ile ilgili sınırlı sayıdaki kitapçığı ücretsiz edinebilecekler.

J. Barnbrook, fuarın son günü olan 23 Eylül’de, 13:00-17:00 saatleri arasında tasarım felsefesi ve tasarımcının günümüzdeki konumu hakkında görüşlerini izleyicilerle paylaşacak. Bilindiği üzere J. Barnbrook, grafik tasarımın özünün ne olduğu konusundaki söylemleriyle dünya çapında büyük ilgi görüyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’n›n düzenlediği İstanbul Bienali’ninde de çalışmasıyla yer alacak tasarımcının, bu, Türkiye’ye ikinci gelişi olacak.
Grafik Tasarım dergisini takip edenler her ne kadar J. Barnbrook’u iyi tanısalar da henüz tanıma şansı bulamamış okuyucular için kısa bir bilgi verelim:
İlki 1964’de hazırlanan ve 2000 yılında güncellenen “First Things First” (İlk Önce Öncelikler) manifestosuna imza atmış, dünyanın önde gelen grafik tasarımcılarından biri olan İngiliz J. Barnbrook, Adbuster başta olmak üzere birçok dergide, şirketler tarafından tüketicilere iletilen mesajlar konusunda, tasarımcılara önemli görevler düştüğüne dikkat çekmektedir. Barnbrook, 2001 yılında AIGA’nın Las Vegas’ta düzenlediği konferans için tasarladığı “Tasarımcılar, kendileri için yalan söylemenizi isteyen şirketlerden uzak durun” başlıklı açık-hava tasarımlarıyla da uzun süre gündemde kalmıştı.

grafiktasarim_logo.jpg

Tüyap (Beylikdüzü) - Marketingist 2007 Fuarı çerçevesinde düzenlenecek olan Barnbrook seminerinin yanı sıra, Grafik Tasarım dergisinin yayın kurulu üyeleri de “ambalaj ve tipografi” üzerine etkinlik alanında birer konuşma yapacaklar. 22 Eylül Cumartesi günü 13:00-17:00 saatlerinde gerçekleşecek olan panelde İlhan Bilge, Prof. Emre Becer ve Doç. Namık Kemal Sarıkavak sunumlarıyla grafik tasarımcılarla buluşacaklar.

Barnbrook seminerine ön kayıt için: www.grafiktasarim.org
Fuar hakkında geniş bilgi ve ulaşım kolaylıkları için: www.marketingist.com

dünyada eşi benzeri olmayan bir uygulamaya ev sahipliği yapan são paolo hakkında yazdığım, hafif.org‘da yayınlanan blog. reklamsız şehir são paolo.

temmuzla gelen ek: são paolo yazısı bu ayki grafik tasarım dergisinde de yayınlandı. ilk yayınlanmaya başladığından bu yana ilgiyle takip ettiğim grafik tasarım dergisi içeriğine katkıda bulunabilmiş olmaktan oldukça mutluyum.

dünyanın hemen her yerinde müşteri ve reklam ajansı diyalogları hemen hemen birbirinin kopyasıdır. müşteri dünyanın her yerinde aynı şeyi ister: logo yeterince büyük değil, logo büyüsün.mp3. muhteşem vokal ve dayanılmaz sözler.

lürzer’s archive dergisi aboneliğinin yanında isterseniz yine üç aylık dönemi kapsayan, dergiyle aynı kurul tarafından seçilmiş reklam filmleri gönderiyor. tıpkı derginin olduğu gibi bu dvdler de dünyada neler olup bittiğini görebilmemiz açısından muhteşem bir kaynak. beğendiğin reklamları dvd kalitesinde izlemek de ayrı bir zevk. dün akşam iş gereği 2005 başından bugüne kadar gönderilmiş dvdleri izlemem icap etti. onlar lürzer’in seçtikleriydi, şimdikilerse benim seçtiklerim:

kleenex için yapılmış neredeyse tipografik pulp fiction gibi bir reklam filmi

bununla birlikte tayland enerji tasarruf ve planlama ofisi için saatchi saatchi bangkok tarafından yapılmış bir seri reklam filmi (1, 2, 3) tam anlamıyla ekrana kitliyor. bunları izlerken ilk aklıma gelen kung-fu hustle isimli güzide filmdi. bunu da belirtmeden geçemedim.

reklam yaratıcılarının gözünden fikrin yaratım süreci ve daha sonra nasıl ellerinden kayıp gittiği hakkında açıklayıcı, çarpıcı, komik, hüzünlü bir film. reklam yaratıcılarının buldukları fikirden ayrılırkenki yüz ifadeleri o kadar gerçek ki.

yine aynı mevzuyla ilgili olarak bugün karşıma çıkan “8 en kötü tasarım eleştirisi” karikatürü de görülmeye değer. maalesef based on true story

dünya kupası nedeniyle futbolla yatıp futbolla kalkıyoruz. tam anlamıyla bir futbol takipçisi olmadığım halde bu büyü beni de etkisi altına alıyor. futbolun hep bir oyundan fazlası olduğu konuşulur ya bu da o fazlalardan biri: almanya 2006 dünya kupası için hazırlanan organizasyon kimliğini berbat bulan 11 alman tasarımcı bir takım kurup kendi alternatif dünya kupası logolarını hazırlamışlar. formaları çok güzel olmuş. ayrıca 9 numaralı hesse design çektiği şutla kaleciyi belli ki ters köşeye yatırmış.

sivikkk

wieden+kennedy honda markası için şaheserler yaratmaya devam ediyor.

iki gün sonra gelen edit:
honda civic reklam filmi ve kampanya detaylarını honda‘nın web sitesinde bulabilirsiniz. sitede aynı zamanda bu muhteşem reklam filminin yapım aşamasının da gösterildiğine dair bir söylenti ve bir link var podcast yoluyla izleyebilirsiniz diye ama m4v uzantısı ne işe yarıyor tam çözebilmiş değilim. sanırım video ipod’larda çalışan bişey.

it’s a big ad… expensive ad…. carmina burana eşliğinde muhteşem bir reklam.

tekelizm kendilerine “tekelci düşünce cephesi” diyerek manifestolarını da bir güzel yayınlayan sevgili tekelizm.com virütikleri. tamam reklamcıyız, herşeyi kullanırız. tabi ki böyle size bir lafım yok. aslında var. canım artık tekel birası içmek istemiyor. çok güzel olmuş stickerlar falan. ama ne biliyim. bişeyler kırıldı lan. evet bir karşı duruştur graffiti, sesini başka türlü duyuramayan, rahatı kıçına batanların yüksek sesle bağrışıdır. yeri gelir bansky abiniz gibi, naro gibi sisteme kayar. naro izin vermiş midir sizin skndrk biranız için kendi sitelerinin kullanılmasına, kendi adlarının geçmesine. bilmiyorum belki de vermiştir. neden kızıyorum onu da bilmiyorum. ama bişeyler kırıldı lan. canım artık tekel birası istemiyor. çok güzel olmuş stickerlar falan.

epey eski ama o kadar da eski olmayan tarihli, unutulmaması gereken yıldırım türker’in ali taran ve bir politikacı yaratmak konulu yazısı. daha önce okumuştum ama saklamak gerek diye mimliyorum.

comeclean.com isimli site viral pazarlama örneklerinden biri. itirafınızı elinize yazıyorsunuz. sonra elinizi sabunla yıkayınca pırıl pırıl oluyorsunuz. itirafınız elinizden silinse de sitede saklanıyor. istatistikler oldukça ilginç. aldatma itirafları oldukça yüksek ve itirafların %80′i seksle ilgili. neler yiyoruz itiraf kategorisine denk geldim ki anlam veremedim. bu kategoride itiraf edenlerin %1′i küçük çocuk yemiş. ayrıca sitede daha da dikkat çekici bir uyarı var: “birçok cinayet itirafı aldık. şaka yaptığınızı varsayıyoruz!”

hayat bu kadar kolay olmamalı

bunca zamandır görsel sanatları besleyen çizgi roman bu kez tam anlamıyla kasıp kavuruyor. son birkaç yıldır karşılaştığımız uyarlamalarla birlikte çizgi roman havası verilmiş reklam filmleri, tablolar, sinema filmleriyle daha epey bir haşır neşir olacağız gibi. peugeot 1007 reklamı da bunlardan biri. yaparken ne kadar eğlendiklerini izlerken siz de farkediyorsunuz.

demolition man filminde stallone geçmişte dondurulup gelecek belirsiz bir dünyada uyandırıldığında bu çağın insanlarının müzik zevkinin reklam cıngıllarından oluşmasına hayret dolu ve anlamaz gözlerle bakıyordu. ama şu an eminim stallone da duşta ya da arabada ya da mutfakta bişeyler karıştırırken buna benzer şeyler yapıyordur. dün lürzher’s archive dergisinin periyodik olarak yayınlana, yılın ilk üç ayının en iyi reklamlarının bulunduğu dvd’yi izleme şansını yakaladım. içerisinde birbirinden güzel (ki yalan..yani bi ara her önlerine gelen reklam filmini direkt olarak koymuşlar gibi geldi ama yine de kalburüstü reklamlar olduklarını düşünerek koydular sanırım) 70 tane reklam filmi vardı. sadede geliyorum. içlerinde yalnızca birinden bahsedeceğim, wieden+kennedy‘nin honda diesel için yaptığı reklamdan. hatta bahsetmeyeceğim, buyrun izleyin. reklam filminin yapım aşamalarını wieden+kennedy sitesinden görebilirsiniz.

madem geçmişi kurcalamaya başladık o zaman bu siteyi de atlamayalım. türk dil kurumu sözlüğünde propaganda “Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtma, benimsetme ve yayma amacıyla söz, yazı gibi yollarla gerçekleştirilen çalışma” olarak tarif ediliyor. hah..işte bu site tam buna parmak basıyor. sitede geçmişten günümüze savaşlar sırasında halk üzerinde psikolojik baskı oluşturup saflarını sıklaştırmaya çalışanlar tarafından hazırlanmış broşür ve black propaganda örnekleri var. bu belgeleri istediğin takdirde satın alabiliyorsun. o zamanlar televizyon falan olmadığı için bu broşür mevzuuna epey önem vermişler. bu linkte de göreceğiniz gibi koca koca uçakları sırf bu broşürleri ülke üzerine saçsın diye kullanıyorlar. (nasıl yapıldığını burada gösteriyor ). sadece uçak mı, hayır! bunun için balonlar salıyorlar sonra da patlatıyorlar sanırım..okumadım o kadarını. listeye bakıyorum da en çok cörmın bi de amerika geçiyor.

paul getty ve bill gates’in sahibi olduğu getty images dünya üzerinde birçok profesyonelin görsel ihtiyacını karşılıyor. gettyimages bundan birkaç yıl önce sattığı stok imajların dışında film ticaretine de başladı. arşivlerini o kadar genişlettiler ki “masa başından hiç kalkmadan istenirse uzun metrajlı bir film bile çekersiniz buradan aldıklarınızla” gibi bi iddiaları var. geçen yıl cannes film festivalinde bu iddialarını destekleyen bir proje ile seyirci karşısına çıktılar : The Big Idea”. dünyanın farklı farklı yerlerinden seçilmiş 7 yönetmenden sadece getty images koleksiyonunu kullanarak birer dakikalık filmler yapmalarını istediler. işleri buradan görebilirsiniz. özellikle bu gözlü olan sinir bozucu ama yine de güzel. (japonlardan korktuğumu daha önce söylemiş miydim?) bu da yönetmenlerden birinin sitesi ve yaptığı işler.

…üstelik bonus card’a 12 taksit departmanından-

amerikalılar 16 temmuz 1969 yılında aya adım atana kadar kimbilir kaç kişi bu hayalle yaşamıştı. üzerine yığınla hikaye, şarkı yazılmış birşey bu aya seyahat. gerçi amerikalıların aya gitmeyip bi stüdyoda -miş gibi yapmaları son yılların en önemli komplo teorilerinin başında geliyor. ama burada aya nasıl gidildiğini bi şemayla da anlatmışlar. gidildi, gidilmedi tartışmasını bi tarafa bırakalım şimdi. gelelim konumuza.

K2LX yani KENNEDY II LUNAR EXPLORATION PROJECT bize 43 YTL/acre’den başlayan fiyatlarla aydan arsa alma fırsatı sunuyor. xiun.com lunar registry şirketinin türkiye temsilciliği olarak hizmet veriyor. bonus card’a taksit yapıyor. yalnız aydan alacağınız arsa bedellerine %18 KDV dahil değilmiş. bunu da belirtmek lazım.

geçen haftalarda internette yayılan ve bir volkswagen polo reklamı bu aralar volkswagen’in epey başını ağrıtıyor. reklamda ortadoğulu görünümüne sahip bir adam evinden çıkıyor ve şık polo’suna biniyor daha sonra bir kafenin önüne gelip arabasının içinde kendini patlatıyor. VW’nin reklam ajansı DDB bu reklamın kendileri tarafından yapılmadığını açıklamıştı. daha sonra olayın failleri olarak Lee Ford ve Dan Brooks isimli iki yaratık gösterildi. VW reklamın internette yayılması üzerine bir basın toplantısı yaptı ve olayı ” Volkswagen’in pırrıl adına bir saldırı” olarak niteledi. bu arada Lee ve Dan biraderler de hazırladıkları bu muhteşem film için firmadan özür diledi ve bir daha yapmayacaklarına dair söz verdi.

virütik pazarlama fikrine ilham veren, gelişimini hiçbir ücret almadan sağlayan forward canavarlarına burdan tüm kalbimle teşekkür ediyorum.

viral marketing demişken burger king’in yeni olayından da bahsetmek isterim. marketing türkiye’nin aralık sayısında şöyle bir haber var: burger king, restoranların üzerine büyük bulaşık süngeri bob maskotları yerleştirmiş. ancak birden tüm eyaletlerden maskotların çalındığı haberleri gelmeye başlamış. google’da arama yapıldığında da birsürü sonuç çıkıyor. acaba gerçekten bir gerilla pazarlama taktiği mi yoksa bu amerikalılar gerçekten bi acayip mi?

Kategoriler

 

 

Close
E-mail It