resim

You are currently browsing the archive for the resim category.

Yine vakit yokluğundan, internette gördüğüm ama kısa bir linkle de geçiştirmek istemediğim şeyleri aşağıya kısa notlarla listeliyorum. Belki geri döner tekrar bakarız bazılarına.

Geçen hafta çok enteresan, hipergerçekçi bir ressamla tanıştım. Diego Gravinese’in işleri görülmeye değer. Yukarıda gördüğünüz iş benim favorim. Muazzam bir illüzyon yaratmış.

Diego Gravinese’nin yoğun malzemeli hipergerçek işlerinin yanında nasıl durur bilmiyorum fakat Hope Gangloff‘un sadece tükenmez kalemle çizdikleri de bu haftanın en hoşuma giden şeyleriydi.

Selim Tuncer’in çoğunlukla pazarlama iletişimi üzerine yazdığı blogunu biliyor fakat nedense takip etmiyordum. Yazdıklarını da şimdiye kadar okumamıştım. Çok büyük birşey kaçırmışım. Ondan öğreneceğim çok şey var.

Monster-Munch yeni keşfettiğim süper bir site. Orada gördüğüm yine süper bir karikatür:)

Dünyanın en garip arabalarının listelendiği bir site… İnce yere yakın olanlar gerçekten etkileyici.

fin.

ikiyenikaralama.jpg

karalamalar bölümüne iki yeni karalama daha ekledim. bu kez boyalarla oynadım, tipeks gibi yeni karalama aletleri denedim. bir bakın belki hoşunuza gider. hem belki de görmediğiniz birkaç karalama daha vardır.

karalamalar


Tübitak’ın yayınladığı Popüler Bilim Kitapları hemen her konuda eğlenceli bir kaynak olarak orada biyerde duruyorlar işte. Cunda’da geçirdiğimiz birkaç gün içerisinde gezdiğimiz en güzel yerlerden biri geylan kitabevi’yi ve orada oturup biramızı içerken bir yandan da kitapları kurcalıyorduk. Orada bu kitapçığa rastladım: Resimler ve Ressamlar. Kitapta Watteau‘nun bir tablosundan kaçan Gilles‘le birlikte akımlar ve bunlara yön vermiş belli başlı ressamlar arasında dolanıyoruz. İşte kitaptan mikelanj’ın sistine şapeli projesini yaparken yazdığı bir şiir:

Sakalımın gökyüzüne yükseldiğini duyumsuyorum,
Ensemin sırtıma değdiğini;
Göğsümün kadın başlı yırtıcı canavar gibi şiştiğini.
Fırçamsa durmadan yüzüme boya damlatıyor
Ve orada harika mozaikler yaratıyor.

ahmet vuran'ın ayakkabı boyası kullanarak yaptığı resimlelerden biri

bir alttaki resimden de göreceğiniz üzere bir hafta bilgisayarımın başında değildim. bu arada ayvalık-cunda-assos ekseninde düz koşu yaptık. muhteşem yemekler yedik, muhteşem yerler gördük. ayvalık 1800lerin sonu 1900lerin başında yapılan evleriyle insanın başını döndürüyor. sokaklarında dolanırken şu evin kapısı bu evin cumbası derken kaybolduk ve bir bakkalın önünden geçerken gözümüz içerideki resimlere takıldı. fena yakalandık. öğrendik ki 40 yıldır orada yaşıyormuş ahmet amca ve ayakkabı boyasıyla resimler yapıyormuş. biz resimlere bakarken o kaptı bir tanesini bize hediye etti. teşekkür ettik.

Jackson Pollock birçokları için en basitini yapıyordu. yani al eline bir kova boya ve salla dur tuvalin üzerine. peki şimdi alın elinize birkaç kova boya ya da buraya bir uğrayın ve nasıl pollock gibi resim yapılırmış görün. Ama aksiyonu eksik etmeyin, bir kabile büyücüsü olun, kuş olun akın.

iş-ev arası eskilerin deyimiyle “tabanvay” ile gidilebilecek bir mesafe olduğunda çevredeki birçok şeye daha fazla odaklanma fırsatı buluyorsunuz aynı zamanda. hemen her gün önünden geçip ve her defasında başımı yukarı kaldırıp ihtişamına kapılıyorum halaskargazi caddesi 220 numaralı binanın. eğer yolunuz düşer de önünden geçme fırsatı bulur, kapalı kapısının parmaklıkları arasından içeriye merakla bakarsanız sağ ve sol duvarlarına yapılmış ama restorasyon sırasında çok özen gösterilmediğinden alçı tozuyla silikleşmiş resimleri görmekte zorlanabilirsiniz. yılmayın daha dikkatle bakın. gerçekten etkileneceksiniz.

bazılarınca sanat teröristi olarak adlandırılan banksy kendi yaptığı sanat ürünlerini dünyaca ünlü müzelere yerleştirmesiyle tanınıyordu. banksy bu kez dünyanın dikkatini ortadoğuya çekti. israil ve filistin arasına israil tarafından örülen duvara pencereler açtı. BM tarafından yasadışı ilan edilen duvar lordra ile zürih arası kadar bir mesafeyi kapsıyor ve berlin duvarından 3 kat daha yüksek. ve bu duvar filistin’i dünyanın en büyük hapishanesi haline getiriyor. hiçbir kanun tanımayan, insanlıktan nasibini almamış israil devletine keşke toprakla birlikte bir vicdan da vaad edilseydi.

müzik dinlemeye başladığımda tercih ettiğim tarz şu anda bahsederken bile beni utandırıyor. evet. 7 yaşındayken bir küçük emrah hayranı olduğumu saklayacak değilim. hatta kasetçaların başında sesimi onunkine benzetmeye çalıştığım gerçeği utanç verici olsa da saklanmamalı. insan neler yapıyor yav. geriye dönüp baktığımda çocukluktan gençliğe geçişte dinlediğim şeyler de bir o kadar değişime uğramış. ilkokul sonuna kadar neler dinlediğimi tam olarak hatırlamıyorum ama pop müzik diye adlandırdığımız şeyi dinliyorumdur ben de ve eminim ağlak şeyler 15 yaşında herkeste olduğu gibi bende de müthiş etkiler bıraktı. melankolik olmak herkese çok yakışıyordu. kızlar buna bakıyordu. lise dönemi metal dinleyen arkadaşlar, dinlemeyen arkadaşlar, metalcilere bakan kızlar yüzünden beni de bu akıma sürükledi ama kulak bu, bi türlü kabul etmedi. ama rock seviyordu. o sıra ne seçiyorsam tek ayırma yöntemim melodik olmasıydı. lise son..evet herşeyin biçimlenmeye başladığı dönem. deli gibi yeni türkü dinliyordum sonra bülent ortaçgil’le tanıştım ve dolayısıyla gürol ağırbaş, cem aksel ve özellikle erkan oğur. her zaman dinlediğim şarkıları bir süre sonra sadece soloları için dinlemeye başladım. gitar, piyano, davul, bas hepsi tek tek ilgimi çekmeye başladı. her seferinde birine açıyordum kulağımı diğerlerini susturup. internet sağolsun bütün bilgiye her an ulaşabiliyorsunuz. ve son aşama..caz. her ne kadar doğaçlamalara açık olsa da muhteşem düzen mutlaka içine çekiyor sizi. her gün yeni birini tanımak muhteşem bir duyguydu. eğer hiçbirşey bilmiyorsanız kronolojinin zerre önemi yoktur. bi gün önce marc ribot diye bir adamın varlığından haberdar olurken ardından “miles davis” diye adını biyerlerden duyduğum başka bi ustayı dinliyordun. çok konuştum. neyse..anlatmak istediğim şu. eğer cazla ilgileniyorsanız bu site sizin için muhteşem bir kaynak. gallery bölümünde caz etkinliklerinden fotoğraflar ve özel sanatçılardan caz ilustrasyonları sergiliyorlar. birsürü isim var görebileceğiniz ama ben şöyle bir liste yaptım sizin için. değerimi bilin. John Froehlich, Kevin Neiretier, Leith O’Malley, Paul N Grech , Pedro Scassa ayrıca bakınırken listede Murat Şekerli isminde bir türk fotoğrafçıya da rastladım. babylon’da gerçekleşen etkinliklerden fotoğraflar var.

paradan bahsetmeyi sevmiyorum ama zaman zaman bastıkları banknotlarla da olsa kendinden bahsettiren merkez bankası sitesinde sahip olduğu tabloları sergiliyor. tamamı türk ressamlarından oluşan listede fikret mualla, abidin dino, burhan doğançay gibi isimler de var. dikkat ettim en son 1998 yılında arşivlerine yeni resim katmışlar. ekonomik krizden midir bilinmez.

Kategoriler

aklıma birşey geldi...

 

 

www.sansuresansur.org

 

Close
E-mail It