Posted: November 29th, 2007 | Author: indianropetrick | Filed under: font, kitap, tarih, tipografi | No Comments »

calvino'nun, katıldığı savaşta sol tarafına yediği bir gülleyle iyi ve kötü olarak tam ortadan ikiye bölünen bir soylunun hikayesi anlatılan "ikiye bölünen vikont" adlı öyküsü ilginçtir. calvino -ki kendisi görünmez kentleri görünür kılan bir hayal gücüne sahiptir- bu öyküsünde tamamen fantastik bir hayat öyküsünden etkilenmiş. hayatı, soylu olduğunu iddia eden fakat hiç de zengin olmayan doktor babasının alacaklılarından kaçmak için ailesi ile şehirden şehire dolaşmakla geçti. madrid'te üniversitede okurken bir arkadaşını yaraladığı için hakkında tutuklama emri çıkarılınca italya'ya kaçtı. tam da o sırada osmanlı'ya karşı sefere hazırlanan haçlı ordusuna katılmak için büyük bir hevesle ve italya'dan bindiği marqueza isimli gemiyle, bize göre inebahtı ona göre lepanto savaşına katıldı. osmanlı'nın yenildiği savaşta miguel de cervantes göğsüne iki kurşun yemiş, sol elini de bir gülle götürmüştü. (hikayenin devamını murat bardakçının yazısından okuyabilirsiniz.) iş bulamadığı için yazarlığa başlayan fakat yazdıkaları tutmadığı için farklı işler yapmak zorunda kalan cervantes ancak son yazdığı don kişot'la adını duyurmayı başardı. kitabın ve yazarın ünü o kadar yayıldı ki o zamanın korsancıları tarafından don kişot'un sahte bir devamı yazıldı. yazar ise ancak bir on yıl sonra kendi kitabının devamını yazabildi.

gelelim bu hikayeyi aklıma getiren ve bu yazıyı yazmama neden olan şeye. textatis isimli font tasarım firması don kişot'un ilk baskılarında kullanılan yazı karakterini günümüz tasarımcılarının kullanımına sunmuşlar. karakterlerin zarifliği, dengesi çok hoşuma gitti.

dülsinya, donkişot, quixote, la mancha,
Posted: May 29th, 2007 | Author: indianropetrick | Filed under: gezi, sanat, sokak, tarih | No Comments »

yaklaşık bir ay önce pera müzesi'nde açılan Bir anıt, İki anıtsal kişilik, Theodoros Metokhites'ten, Thomas Whittemore'a sergisi sayesinde aklıma düşen kariye ziyareti geçen haftasonu nihayet gerçekleşti. her yıl bir sürü insanın kilometrelerce yol katederek geldikleri edirnekapı'daki kariye, bizans döneminin en etkileyici eserlerinden biri. istanbul'un fethiyle tıpkı ayasofya gibi camiye çevrilmiş ve bu dönüşüm sırasında bütün duvar fresk ve mozaikleri alçı ve sıvayla kapanmış. ne tesadüftür ki bu katman eserlerin bugünlere ulaşmasına da yardımcı olmuş. resimlerine bakınca eminim etkileneceksiniz fakat bir de kendi gözlerinizle görmenizi tavsiye ederim.
eğer siz de bizim gibi "hem kahvaltı ederiz hem de müze gezeriz" hayaliyle giderseniz aç aç geri dönebilirsiniz zira çevrede yemek yenilecek yerlerde turist kazığı yemeniz olası.
Posted: December 26th, 2005 | Author: indianropetrick | Filed under: çevre, hayat, internet, link korusu, sokak, tarih | 1 Comment »
pazar günleri adet olduğu üzere güzel bir kahvaltı ve bakkaldan sipariş edilen bir ekmek ve bir hürriyet ile başladı. çok matah bir gazete olduğundan değil ya, birsürü ıvır zıvır var içinde eğlencelik. ona bakmak için. pazartesi yazısı hürriyetten bahsetsin.
hürriyet gazetesi okurken son üç dört haftadır en uzun süreyi özdemir ince'nin bulunduğu sayfada geçiriyorum. bu haftaki yazısı özellikle dikkatimi çekti. nasıl anlattığının da ne anlattığın kadar önemli olduğunu, mesela deniz baykal'ı dinlerken neden kafa atmak istediğinizi açıklar bir yazı olmuş. --> via
ince'nin bu yazısını ararken hurriyet yazarlarını kapsayan bir projeye denk geldim. yazarlar kalpleri kadar tertemiz ve beyaz sayfalara birbirlerinin portrelerini yazmışlar. gördük ki ertuğrul özkök "Nick Cave tutkusu dışında, Kanat Beyoğlu'nun en harbi, en kral delikanlısıdır" şeklinde cümle kurabiliyormuş. --> via
murat bardakçı gazetede en takdir ettiğim yazar. bu haftaki yazısında marmaray projesi kapsamında yapılan deniz kazılarında ortaya çıkan, bir zamanlar istanbul'da gerçekleşen tsunami nedeniyle yokolan bir bizans iskelesi ve gemilerinin akıbetinin ne olacağından bahsediyordu. eğer çok ileri bir teknoloji ile korunmazsa bu gemiler birkaç gün içinde toz olacakmış. nerde bizde o teknoloji, olsa da nerde bizde o duyarlılık sayın abim.
Posted: July 19th, 2005 | Author: indianropetrick | Filed under: tarih, tasarım | No Comments »
son günlerde vw'nin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi (paparazzi sunucusu ağzı oldu biraz). ilk olarak iki yaratıcı arkadaş polo'da geçen bir intihar saldırısını konu alan bir reklam filmi çektiler ve internet sayesinde herkes bu filmi gördü. herkes vw'nin ön ayak olduğu bir virütik reklam olduğunu düşündü. daha sonra müdürlerinin birlikte oldukları fahişelerin faturalarını şirkete kestikleri ortaya çıktı. epey konuşuldu. ama sanırım içlerinde en zor olanı kendini sona saklamış. nikolai borg isimli yaşlı bir grafik tasarımcı vw logosunu kendisinin tasarladığını ve vw'in logo tescil edilirken adının yazılmasını özellikle engellediğini söylüyor. nikolai borg 1939 yılında tasarım yarışmalarında aldığı derecelerle nazi ulaştırma bakanı fritz todt'un dikkatini çeker ve hitler'in en başarılı propaganda araçlarından biri olan volkswagen için bir logo tasarlamasını ister. halk arabası enginlere sığmaz taşar. çok meşhur olur. 1950 yılından beri mücadelesini sürdüren mr. borg logo tescilinde isminin geçmemesini vw'nin nazi geçmişini silme çabalarından biri olarak görüyor. ama telegraph mr. borg'un ağzından çıkanı farklı bir açıdan aktarmışlar. niye yapmışlar bunu anlamadım. başlıkta "naziler benim logo fikrimi çaldılar" yazıyor.
Posted: June 5th, 2004 | Author: indianropetrick | Filed under: mitos, tarih | No Comments »
The famed Indian rope trick - a myth, a product of mass hypnosis, or was it really magic? The trick, involving a coil of rope extended skyward, has yet to be replicated by modern day magicians despite centuries of exhaustive study by scholars and expert magicians.
Posted: March 12th, 2004 | Author: indianropetrick | Filed under: tarih | No Comments »
1968 yılında fate dergisi leo haiman adlı israilli bi gazetecinin alexander cepesi ile yaptığı çok ilginç bir ropörtaj yayınlar. ropörtajın başlığı meet the real count dracula'dır. alexander cepesi kont drakula'nın torunudur ve ne ilginçtir ki istanbulda bir kan bankası işletmektedir. moda deniz kulübünün saygın bir üyesi olan alexander karısı, iki kızı, iki kedisi ve bir papağanıyla yaşayan geçmişine bağlı biridir. ayrıca bir vampir uzmanıdır. uzun yıllar kont ile ilgili önemli bir kaynak olarak kabul edilen bu ropörtajın daha sonra asparagas olduğu ortaya çıkar. fate dergisi yayınlanan röportajı yıllar önce mektup yoluyla aldığını, gazeteciyi tanımadıklarını itiraf etmek zorunda kalır.
nette bununla ilgili araştırma yaparken karşıma drakula'nın istanbul'a gömülen başı başlıklı bir yazı çıktı. diyor ki fatih sultan mehmet ile kont drakula kan kardeşiymiş. çocuklukları istanbul'da sarayda birdirbir oynayarak geçmiş.
not: alexander cepesi ile ilgili hikaye şubat 1998 tarihli "albüm" dergisinde yayınlanan giovanni scognamillo'nun istanbul, vampirler ve benzer şeyler isimli yazısından alınmıştır.