teknoloji

You are currently browsing the archive for the teknoloji category.

Geçen yıl Pera Müzesi‘nde de bir sergisi açılan, günümüz grafik tasarımının ikon tasarımcılarından Tom Geismar‘ın on yıldır biriktirdiği 20. yüzyılın ortalarından kalma oyuncak robotlar Seattle Bilim Kurgu Müzesi‘nde sergileniyormuş. Wired dergisi de bu koleksiyonu bize ulaştırmayı görev addetmiş. İyiki etmiş. Birkaç ay önce City’s de bunlara benzer kurmalı teneke robotlara rastlamıştım. Hazır aklıma gelmişken gidiyim biraz daha bakıyım.

CERN’de yapılacak, evrenin nasıl var olduğuyla ilgili bilgilere ulaşılacağı beklenen Atlas deneyi sırasında ortaya çıkan yüksek enerji, zamanda bir kırılma yaratacak, atom düzeyinde bile olsa bir zaman tüneli oluşacak…

CERN’de yapılacak zaman yolculuğu deneylerinden ilham alarak Artemis tarafından başlatılan ve lyn sayesinde dahil olduğum “Zamanda yolculuk gerçekleşebilseydi, gitmek isteyeceğimiz iki zaman dilimi”, sorusu üzerine mim dalgası.

Zamanda yolculuk fikri beni her zaman heyecanlandırmıştır fakat hiçbir zaman belli bir zamana gidip orada yaşamak üzerine olmadı hayallerim. Ha tabi zamanda yolculuk benim için mekanda yolculuktan hiçbir zaman ayrılmamıştır. Eğer sadece zamanda yolculuk edip bulunduğumuz mekanı hiçbir zaman değiştiremeyeceksek, yani 2008 İstanbul’undan 1497 Floransa’sına gidemeyeceksek, bu konuyu ayrıca değerlendirmemiz gerek. Tabi böyle bile olsa yaşadığımız şehir dolayısıyla epey şanslı sayılırız.

Zaman ve mekanda yolculuk edebileceğimiz varsayımıyla, bulunmak istediğim iki zaman noktası şöyle:

1- 20. yüzyılın en büyük grafik tasarımcılarından Otl Aicher ile tanışmak ve bi şekilde birlikte çalışmak isterdim. En bilinen işlerini 1972 Münih Olimpiyatları için tasarladı. Olimpiyatlar için tasarladığı piktogramlar, halen tüm dünyada halka açık alanlarda yönlendirme sembolleri olarak ve hatta artık klişe de olsa birçok ilan, logo tasarımında kullanılıyorlar. Eğer bir zaman makinem olsaydı 60′ların sonuna gider Aicher’in 72 Münih Olimpiyatları için yaptığı çalışmalara dahil olmaya çalışırdım.

2- İstanbul’un şu anki haline baktığımda güzellikten çok harap edilmiş bir kent görüyorum. Yaşım baz alındığında şehrin güzel olan haline yetişmem de imkansızmış. Geçen yıl Pera Müzesi‘nde açılan “Konstantiniyye’den İstanbul’a” sergisini gezerken daha önce hiç görmediğim bir İstanbul fotoğrafına rastlamıştım. İstanbul surları denize iniyor ve önünden kayıkla insanlar geçiyor. İnanılmaz bir manzaraydı. Henüz bir sahil yolunun olmadığı 1950 öncesi İstanbul’una gitmek isterdim. Hem o çok merak ettiğim sahil meyhanelerini görmek, uskumru dolması yemek için, hem de bozulmaması için neler yapılabilirse işte yapmak için.

Geçmiş ya da gelecek, gideceğiniz, göreceğiniz, yiyip içeceğiniz şeyleri çok merak ediyorum: kudra, neşeligençler, nahnu


snoop dog mtv’de rastladığım, yaptığı müziğin hayranı olmasam da rastladığımda dinlediğim bir müzisyen. fakat son zamanlarda mtv’de dönen sensual seduction klibi ile hayranları arasına katılmama ramak kaldı. yapım kalitesi, uygulamadaki profesyonellik, dönemle birebir oturan koreografi göreceksiniz ki sizi de etkileyecek.

tabi görebilirseniz…

geleceğe not: siz bu yazıyı okurken video linki çook uzaklara gitmiş, aslında o kadar uzakta olmasa da gözlerimiz kapandığından görünmüyor olabilir. sabırlı olun, eminim birgün açılacaktır.

geleceğe not 2: tabi okuyamıyor da olabilirsiniz zira aynı zihniyet erişimini yasakladığı bir siteye, başka bir konu için dahi olsa, link vermeyi de suç kapsamına alıp bu siteye erişimi de yasaklayabilir. göğe bakalım.

giveupvista.jpg

bugünlerde internette görüp görebileceğiniz en hoş reklamlardan biri. windows vista tanıtım ve satış sayfalarında çıkan etkileşimli iki farklı banner ile halk bilgilendiriliyor. pc adamı vista’daki problemlerden dolayı windows kullanıcılarının ya xp’ye döndüğünü ya da mac aldığını söylüyor ve bunu önlemek amacıyla vistadan vazgeçmemeleri için bir banner hazırlıyor. ama olmuyor, olamıyor… don’t give up the fight

ışık oyunları

iki yıldan beri kullanmakta olduğum Konica Minolta Dimage X60 dijital fotoğraf makinemin memnun olmadığım tek özelliği ışığın yetersiz olduğu ortamlarda -ki bu gün ortasında bir ev içi bile olsa- flaşsız net bir fotoğraf çekememesi. üstelik flaşlı çekimlerde de gözleri kıpkırmızı canavar gibi çıkartıyor. (şimdi böyle söyleyince hepten kötü gelmeye başladı). geçtiğimiz yaz tatildeyken makinenin yetersiz ışıkta pozlama süresini uzun tutmasından faydalanarak ortaya yaratıcı bazı kareler çıkarmaya çalıştım. ben ışığı eğip bükmeye çalışırken bana bakanlar eminim deli zannetmişlerdir :)

yarı kontrollü ışık oyunları

tashih: flaşları flash yazmışım, kötü olmuş. düzelttim.

dünyanın en zengin adamı artık bill gates değil. peki kim? apple’la bağlantısı ne? ucuz bilgisayar diye birşey vardı hani niye burada hiç sözü geçmiyor? niye?

modern zaman, garip haller / serdar kuzuoğlu / radikal

Alemşah Öztürk blogu Antifit‘te rastladığım, medyanın gelecekte nasıl birşey olacağını anlatan süper bir video. Özgür Alaz ile Kristal’i de kapmışlar. Tebrikler.


internet bankacılığı konusunda türkiye’de en sağlam güvenlik altyapılarına sahip bankalardan biri -ki bence en iyisi- türk ekonomi bankası. tabi garanti gibi bir kullanıcı yoğunluğu olmadığı için de bu kadar sağlam gözüküyor olabilir fakat peşisıra yayınladıkları güvenlik paketleri bu işin peşini bırakmama konusunda ısrarcı olduklarını da kanıtlıyor. örneğin teb kurumsal internet sitesinden mcafee isimli virüs programını ücretsiz olarak indirebilmenize ya da turkcell ile yaptıkları anlaşma ile cep telefonunuzu mobil imza aracı olarak kullanabilmenize olanak sağlıyorlar. bir ay kadar önce yeniledikleri sitelerinin görsel olarak bazı problemleri olduğunu düşünsem de düzelteceklerine inanıyorum.

malesef internet bankacılığında bu kadar takdirimi toplayan banka sokağa indiğimizde aynı etkiyi bırakmıyor. birkaç gün önce valikonağı şube bankamatiğinin önünde, makine üstündeki “bu bankamatiği kullanarak para çekebilir, para yatırabilir, havale yapabilir…” şeklindeki yönlendirme yazısına güvenerek para yatırmaya hazırlanıyordum ki kartı taktıktan sonra yukarıda sayılan opsiyonların en önemlilerini yapamadığımı farkettim. sonra ne oldu? girdim içeri paşa paşa, geleneksel yollarla manuel olarak hallettim. (”sende de ne para varmış, hergün para geliyor herhalde” diyeceksiniz ama) dün yeniden para yatırmam gerekti ve bu kez maçka şubeye gittim. dışarıdaki bankamatik denilen bütün işlemleri yapabiliyor fakat sana verilen “para zarfının üzerini yine sana verilen 10 saniyelik zarfa para koy, bilgi fişini koy, ağzını kapa, içeri tık” süresinde bir de zarfın arkasını tükenmez kalemle doldurman gerekiyor. onla mı uğraşıcam deyip yine manuele dayanıyorsun tabi.

millet artık bu zarf gereksizliğinden bile kurtulur, yatırılan para hemen hesabına geçerken (bkz: garanti), hala bir gün valörlü olarak para yatırılan bir banka sokakta sınıfta kalmış demektir.

* bankamatik diyoruz ama bankamatik iş bankası atm’lerinin kurumsal ismi. herbirinin farklı bir ismi var.
** ATM dediğimiz şeyin de açılımı automatic teller machine yani otomatik vezne makinesi

iyi tasarlanmış bir ekran koruyucu hemen herkesin istediği ama nadir olarak bulunabilen birşey. bu kadar nadir bulunmasına rağmen ben sanırım bunların göç yolu üzerinde bulunuyorum ki son zamanlarda çok güzel tasarımlara rastladım. işte bunlardan biri pixel breaker‘ın tasarladığı ekran koruyucu. hem şık hem işlevsel bir yapıya sahip. durmayın indirin. pixage sen de indir.
Polar Clock v2
OS X | Windows

agfa_ferrocolor_60_gelb.jpg

bütün albümler hala kaset olarak basılsa da korsan teknolojisinin uzun zaman önce cdye el atması kaset denen şeyi çok eskilerde kalmış gibi algılamamıza neden oluyor. halbuki hepimizin kasetle ilgili bir anısı vardır. en azından karışık kaset yapmışızdır ki bu bile yeter. via

universcale interaktif olarak herşeyin boyunu karşılaştırabileceğiniz yararlı bir site. bir t-rex ile balinayı, uçakla, sagoya ağacını karşılaştırabilirsiniz. sol üst köşedeki logo da sanırım yaptıkları bu iş için minnettar olacağımız kişilere ait.

gün içinde onlarca kez kullandığımız buton mevzuunun tarihini inceleyen bir site. nereden çıktı bu düğmeler! işte düğmenin tarihi

otobus.jpg

iett geçen yıl filosuna eklediği 500 adet gıcır gıcır mercedes’ler ile biz istanbul göçmenlerinin takdirini kazanmıştı. gerçi daha önce aldıkları yeşillerde “cep telefonunun frenleri kitlediği” gibi bir şehir efsanesi oluşmuştu ve ben de hep “böyle bir problemi varsa niye geri vermiyoruz bu otobüsleri de kullanmaya devam ediyoruz” diye merak eder dururdum. yeni alınan 500 mercedes’te ise bence çok ciddi tasarım problemleri var. istanbul’da toplu taşıma araçlarını kullananlar bilirler ki bir otobüste oturan sayısı çoğu zaman ayakta yolcu sayısından azdır. ayakta duran yolcular otobüsün bu işe elveren hemen yer yerine ilerlemek durumundadırlar ki ön taraftan sürekli olarak arka tarafın ne kadar boş olduğuna dair fikir yürütülür. fakat otobüsün en geniş yeri olan kapı önlerinde durmak neredeyse bir işkenceye dönüşüyor çünkü:
1-sadece kapı yakınlarında değil koridorun muhtelif yerlerinde “inecek var” düğmesi bulunduğundan ve bu insanın hangi kapıya yakın olduğu kestirilemediğinden bütün kapılar aynı anda açılıyor.
2- bütün kapıların aynı anda açıldığı yetmiyormuş gibi bir de kapılar içe doğru açılıyor. kalabalık bir otobüste kapı açılacağım derken sizi sıkıştırıyor. eskiden bunun için basamakta durmak ön şartı vardı en azından.
3- camların hiçbiri açılmıyor. tamam klima sisteminin sağlıklı çalışabilmesi için camların kesinlikle açılmaması gerek ama yazın o kalabalıkta klimanın hiçbir iyi özelliği hissedilmiyor.

mercedes istanbul’u yeniden bir etüd etmeli bana göre. burası garip bir şehir öyle başka yerlere benzemiyor.

global dünyada teknolojiye dilediğin zaman ulaşabiliyorsun ama bunu tedarik edenlerin zırvaları bölgeden bölgeye değişiyor. Son reklamlarında “bilgisayarın hayatındır” diyen HP bu yaptığını Amerika’da da yapabiliyor mudur bilmiyorum ama Türkiye bu gibi şirketlerin çiftliği olduğu için diledikleri gibi at koşturabiliyorlar. cisday ailesinin beyi Eloy’un başına gelen, bir alışverişin sinir hoplatan öyküsü… merakla sonucunu bekliyoruz.

yazışmaların tamamını aşağıdaki adresten görebilirsiniz.
hp hakkında birşeyler

yeryüzündeki ipod çılgınlığı son hızıyla sürüyor. ipod’a entegre edilmiş dijital bagetlerle istediğiniz yerde bateri çalabileceksiniz. burdan

ha ne mi dinleyeceksiniz? bosözoku

çizgi film kahramanlarının iskeletleri, mickey mouse ve arkadaşlarının anatomik çizimleri. via



grafikerler arasında quark bir efsanedir. özellikle dergi, kitap tasarlıyorsanız quark‘la rekabet edebilecek doğru dürüst bir program da bulamazsınız kolay kolay. şimdilerde photoshop’un indesign adlı programı yavaş yavaş quark’a kafa tutmaya başlasa da türkçe karakter sorunları yüzünden türkiyede epey bir zaman daha yaygınlaşabileceğini sanmıyorum. neyse.. quark kullananlar bilirler. bazen siz haldır huldur çalışırken ve kısayolları da bir piyanist edasıyla ustaca kullandığınızı düşünürken birden bir yaratık çıkar ekrana ve sayfadaki bütün herşeyi bir lazerle yok ederdi. şimdi siz çok çalışmaktan halisünasyon gördüğümü söyleyebilirsiniz çünkü bunu diyenler de oldu. ama değildi. işte size quark canavarı!


excel bildiğiniz gibi istatistiksel, matematiksel yani rakamlarla ilgili verilerin düzenlenmesinde kullanılan bilenlerin hayranlıkla kullandıkları bir program. hatta içlerinde excel üzerinde web tasarımı yapanları bile mevcuttur. işte bu adamlardan biri de danielle aubert. aubert excel hücrelerinin renklerini değiştirerek ve hücrelere girdiği karakterlerle tasarımlar yapıyor. yaptıkları pixel-art, ASCII’lara benzemekle birlikte zaten aynı mantıkta. gerçi ben yaptıklarını çok sevdiğimi söyleyemem ama web sitesinin de excel mantığında olması hoşuma gitti. kimbilir belki bunu da excel ile yapmıştır.


phi, altın oran, altın kesit, tanrısal oran olarak bilinen ve insan vücudundan, bir kovandaki dişi arıların erkek arılara oranına varıncaya kadar heryerde karşımıza çıkan tanrının imzası: 1 : 1.61803399… phiculator ihtiyacınız olduğunda istediğiniz sayının altın oranını size bulan bir nevi hesap makinesi. yukarıdaki ekrana orantılamak istediğiniz rakamı yazıp Φ tuşuna basıyorsunuz ve o size tüm küsuratlarıyla bu oranı veriyor.

indir!

uzun zaman önce deneme versiyonunu indirdiğim ve o zamandan beri kullanmadığım bir css düzenleme programını aylar sonra tekrar kullanmaya kalkınca lisans uyarısı verdi. bir uyarı mesajını okumaktan bu kadar keyif alacağımı tahmin etmezdim. satın almaya karar verdim programı:)

adobe acrobat internet yayıncılığını şekillendiren çok başarılı bir buluş ve sadece bu özelliğiyle bile artık bir vazgeçilmez haline geldi. gel gelelim acrobat, readerını her geçen gün yeniliyor. artık 3d tasarımcılar çıktılarını üç boyutlu olarak pdf’te sunabilecekler.

birkaç haftadır yayınlanan bosch ışıklı ütü reklamını eminim çoğunuz görmüşsünüzdür. gün ışığında görünmeyen kırışıklıkları görmenizi sağlayan ışıklı ütü yapmışlar. marketing türkiye’de reklamın tanıtıldığı sayfada reklam ajanslarının da ürün hakkında verilen bilgiden sonra “ne gereği var kardeşim” dedikleri ama sonrasında denediklerinde hayran kaldıkları gibi bir bilgi var. öyle mi gerçekten? ütü pazarında hiçbir firma diğerinden tam olarak ayrılmıyor ki ütüye ışık koyarak farklılaşmaya çalışıyorlar diye düşündüm önce ama bu lüzumsuzluk fikri beynimi kurcalamaya devam etti. gün ışığında görünmeyen kırışıklıklar için…. gün ışığında görülmeyen kırışıklık olmayan kırışıklıktır bana göre.

ürünleri arasında çok büyük farklılıklar olmayan firmalar müşterinin gözünde ayrışabilmek için promosyonlarını arttırıyorlar, bir kahraman yaratıyorlar ya da bilindik ürünleri biraz daha farklı sunmaya çalışıyorlar. geçenlerde aklıma gelen bir fikir de şeker üreticilerinin işine yarayabilir. ilk çay içmeye başladığımda ince belli bardağa 3 şeker atardım. daha sonra büyüdükçe daha az şeker atmaya başladım. hatta bazı dönemler tezlere konu olacak kadara saçma bir şekle bile bürünmüştü bu şeker mevzuu. bir fincan kahveye iki şeker atarken yarım fincana da iki şeker atıyordum. şu an ince belli bardakta çaya 1 tane şeker atıyorum ve o bile fazla geliyor. eminim azımsanmayacak kadar insan şekeri kırarak atıyor çayın içine. yarım küp şekerler üretilsin diyorum kısacası.

son olarak bu küp şeker olayında bizi kazıklıyorlar sanırım. her bir küp şekerin ne kadar şeker ihtiva edeceği bir standarda tabi tutulmalı. yani istesen bi kutu küp şeker 16 tane şekerden de oluşabilir.

zaman insanoğlu varolduğundan beri aylak zihinleri kurcalayan en önemli şeylerden biri. dünyanın herhangi bir yerinde zamandan habersiz bir insanoğlu var mı acaba? burada dünya üzerinde kullanılan takvimlere örnekler vermişler.

neden televizyonu bu kadar yakından izliyor bu çocuk sorusundan yola çıkarak zorla kolumdan sürüklenerek götürüldüğüm göz doktorunda her ne kadar panoda yazanları ezberden söylemeye çalışsam da takacaklardı işte gözlüğü.. 4. sınıftan bahsediyorum. yaş olsun olsun 10, daha fazla değil. 14 yıl olmuş. 14 yıl sonra iki gün önce gözlüklerim kırıldı. evet daha önce de kırılmıştı, hatta bir hafta arayla kırdığımı da bilirim. ama bu kez son oldu. iki gündür gözlüksüz idare etmeye çalışıyorum. doğru düzgün göremeyince insan huzursuz oluyor epey. bir de buna tasarımcılık yaptığım gerçeği eklenince iş iyice vahim hale geliyor. şu halimle bile birkaç tasarım yaptım. ama sonucu bilmiyorum:) (arkadaşlar nasıl olmuş bi söyleyin, kayma falan var mı?)

bu göz mevzuuna bir nokta koymak amacıyla istanbul cerrahi hastanesine muayeneye gittim. meğer benim gözler çığırlarından da çıkmışlar. sol gözde 5 derece, sağda ise 3 derece astigmat var. ayrıca her iki gözde de miyop oluşmuş. zaten sol gözüm en başından beri problemliydi. göz tembelliği denilen bir mevzu var bilmem bilir misiniz. hayatımda ilk kez göz doktoruna gittiğimde ki unutmam bir sonbahardı, doktor: “sol gözün epey tembel kalmış, onu çalıştırman lazım. bundan sonra her akşam 1 saat sağ gözünü kapatarak televizyon izleyeceksin.” dediğinde bunun ne kadar zor bişey olduğunu bilmiyordum. ama düşünün televizyonda bişeyler oluyor ve siz göremediğiniz gözünüzle izlemeye çalışıyorsunuz. haliyle yapmadım bu egzersizleri. :) sonuç sol gözüm %50 çalışıyormuş. hehe..eden bulur. yarın ameliyat oluyorum. bakalım sonuç ne olacak. tırsmıyor da değilim. ama olucaz dedik bi kere. geri dönüş olmaz bu saatten sonra.

Zamanın dışına çıkma kavramı var bi de. Ki bu durum genelde:

-Anaaa zamanın dışına çıkmışız laaaan! şeklinde tezahür eder. Kendimizi o kadar kaptırmışızdır ki boyut değiştirmişiz. Hepsi o eşşek muavin yüzünden olmuş. Neyse..geri de dönemiyoruz. O halde yeni bir yaşam formu aramamız lazım zamanın dışında. Kesin orda da canlılar olmalı. Bulduk diyelim o formu.

Şimdi zaman olmayınca acele de etmiyorlardır o arkadaşlar. Her zaman tatil. (garip bir bakış açısı tabi. nasıl karnınızı doyuruyorsunuz kardeşim.) Tabi sürekli kebap yapmak sıkıcı olacağından buradaki arkadaşlar kendilerini sanata, spora, bilime vermiş, deli bir teknoloji yapmışlar. Şimdi gidicez onlardan yardım isteyeceğiz de kendilerinde olmayan zamanı bilip bizi geri gönderebilirler mi? Anlatsak anlarlar mı? O zaman zamanı tarif etmemiz gerekecek.

-Şimdi abi zaman, eee geçen şeye zaman denir. Bu ay olsun gün olsun hep geçer. Misal kol saati. bak kolumda var. Şimdi çalışmıyor ama biz buna bakıp saat kaç onu görüyoruz. Bi de abi, bu zaman öyle her zaman aynı diildir, bazen çok çabuk geçer bazen hiç geçmez. anlatabildim mi abi?? (ben bu adamların dilini nerden biliyorum. he he:)) hikaye kandırmacası)

-??!!**???

Anlamayacaklar haliyle. Peki o zaman bizi ışınlasınlar bir yere kadar. biz ordan başkasına sorarız.

…eskiden yazmışım bu sabah görünce güldüm kendi kendime. zamanında epey eğlenmişiz.

cebinizde çok para taşımıyorsunuz diyelim. yani çok paranız var da yanınızda taşımıyorsunuz. ne var ne yoksa kredi kartıyla alıyorsunuz. ama diyelim en ihtiyacınız olduğunda ceplerinizi kurcaladınız ve çoktan siparişini verdiğiniz ve hiç geciktirilmeden poşetlenmiş isteklerinizi elde etmek için yeterli parayı bulamadınız. bu durumda istekleriniz oldukları yerde poşetlenmiş dururken satıcının “sonra verirsin abi” ısrarlarına rağmen ” bi dakka dursun bunlar burda ben para çekip geliyorum” da diyebilirsiniz. burda durmak lazım. şimdi arkadaşlar. pozisyon gereği cepte biten parayı istekleri karşılayacak şekilde bir şekilde tedarik etmek gerekiyor. bu durumda öncelikle en yakın banka hafızada taranır. daha önce geçtiğiniz sokaklar falan düşünülür ve o sırada zaman kaybetmemek için bir yöne doğru düşünmeye devam edilir halde yürünür. biliyorum şimdi böyle yazınca karışıkmış gibi duruyor ama pratikte hiç zorlanmadan yapabildiğimiz şeyler bunlar. yolun başına kadar gelinmiştir artık ve taaaaa yolun öbür karşısında garanti bankası yeşil yeşil yanmaktadır. ama yanınızdaki muhteşem ses size dönüp “bak burda halkbank var, altın nokta değil mi o?” diye sorabilir. siz de karşıya boşu boşuna geçmiş olmamak için hadi bir deneyelim diyebilirsiniz. şimdi halkbank atm’sinin yanındasınız. kartı taktınız..hoşgeldiniz xxx bey merhaba nasılsınız dedi…lütfen şifrenizi giriniz dedi ve ardından çıkan ekranda ışıl ışıl ekranında kaç para çekmek istersinizin rakamca halleri sıfırları atılmış bir halde karşınıza dizildi. bunların hepsi ihtimaller dahilinde. mutlulukla “ver ordan bi 50 yetele” demiş olabilirsiniz ve ardından halkbank atm’si de aşkla para saymaya başlayabilir. ama! siz mutlulukla ekrana bakmaya devam ederken ekran birden değişip “üzgünüz kartınız bu atm’de geçersizdir” şeklinde bir uyarı bu saatten sonra kesinlikle olanaklar dahilinde değildir. baştan söylesenize canım şunu.

…üstelik bonus card’a 12 taksit departmanından-

amerikalılar 16 temmuz 1969 yılında aya adım atana kadar kimbilir kaç kişi bu hayalle yaşamıştı. üzerine yığınla hikaye, şarkı yazılmış birşey bu aya seyahat. gerçi amerikalıların aya gitmeyip bi stüdyoda -miş gibi yapmaları son yılların en önemli komplo teorilerinin başında geliyor. ama burada aya nasıl gidildiğini bi şemayla da anlatmışlar. gidildi, gidilmedi tartışmasını bi tarafa bırakalım şimdi. gelelim konumuza.

K2LX yani KENNEDY II LUNAR EXPLORATION PROJECT bize 43 YTL/acre’den başlayan fiyatlarla aydan arsa alma fırsatı sunuyor. xiun.com lunar registry şirketinin türkiye temsilciliği olarak hizmet veriyor. bonus card’a taksit yapıyor. yalnız aydan alacağınız arsa bedellerine %18 KDV dahil değilmiş. bunu da belirtmek lazım.

msn messenger, icq, yahoo hepimizin biricik can yoldaşı. ama her zaman her yerde müsait bir alan bulmak çok zor. ya patron tepenizde gezinir ya da “yine çet mi yapıyon şerefsiz hehehe” diye böğüren iş arkadaşı kenarından olayı zedeler. olayın çet diil bilgi paylaşımı boyutuyla sınırlı kalacağı fikrini sağlam bir şekilde patrona karşı savunan ben msn kullanma hakkımı elimde tutuyor vaziyette bu duruma bi çare bulmalı diye düşündüm. bu dünyada bi iz bırakmalı, insanlığa bi fayda sağlamalı!! o an aklıma müthiş!! bi fikir geldi. çok yetenekli bi coder arkadaş bulup messenger uygulamalarını word, exel programı görünümünde yapamaz mıyız? ya da photoshop, freehand, powerpoint… heryere uygulanabilir.

Kategoriler

 

 

Close
E-mail It