35mm
Posted: July 25th, 2010 | Author: indianropetrick | Filed under: animasyon, film, grafik, tasarım, tipografi, type, typography | Tags: sinema | No Comments »
Geçen Cumartesi Tasa Platform'un Türkiye'de ilk kez düzenlediği Tasarım Yürüyüşü'ne katıldım. Çok değerli tasarımcılarla ve ustalarla tanıştım. Benim için benzersiz bir deneyimdi. Uzun süredir tanıdığım, birlikte çalışma fırsatı bulduğum ama hiç yüz yüze konuşma şansına erişemediğim Osman Tülü de yan yana yürüdüklerimden biriydi. Osman Tülü, Tipograf isimli grafik tasarım şirketi ile sektörde temiz işleriyle ve tipografi çözümleriyle tanınıyor. 1994 yılında Bülent Erkmen'in tavsiyesi ile font Türkçeleştirme çalışmalarına başlayan Tipograf: zaman içinde bilgi birikimine dayalı bir biçimde çağdaş tipografik ilkelere uygun olarak çok sayıda yazı karakterini Türkçeleştirdi. Osman Tülü'nün hazırladığı "Tipografi Tabletleri" de konuyla ilgilenenler için çok iyi bir kaynak olacaktır.
Tipografi Tabletleri'ni PDF olarak da indirebilirsiniz:
001 Kerning "Harf, Rakam vb. Arasındaki Uygunsuz Boşlukların Düzenlenmesi"
002 "Küçük Büyük Harfler" ve "Eski Tarz Rakamlar"
003 "Paragraf Girişi" ve "Satırların Alt Noktalarının Aynı Hizada Olması"
A film on the purpose and techniques of calligraphy. Presented and produced by Hallmark. Filmed at Hallmark cards during a visit by Mr. Zapf. Production manager Noel Gordon. Script outline Peter Seymour. Script editor Richard Rhodes. Camera Direction Frank Robinson. Associate cameraman Heinz Burger. Idea and direction Harald Peter.
Lady GaGa'nın şarkısını alıp Neutra Face yazı karakteri için yeniden yorumlamışlar. Font da üzerine şarkı bestelenecek kadar güzel tabi:)
Dizi izlemeyi seviyorum. Hatta çoğu zaman cnbc-e olmasaydı ne yapardık diye de düşünmüyor değilim. Sonra internet sayesinde tanıştığımız muhteşem diziler... Lost gelsin diye aylarca bekliyoruz. Geçen gün kanallar yeni sezonlarını duyururlarken benim de aklıma bu diziler ve grafik tasarım bağlantısı geldi. Ve en temel konu: Dizilerin karakterleri ve kullandıkları karakterler. Daha geniş bir inceleme yapılabilir fakat birkaç gündür yaptığım analizlerde yayınlanan dizilerin ağırlıklı tercihinin "sans serif" fontlardan yana olduğunu söyleyebilirim. Birkaç dizide bu sans serif fontlar el yazısıyla destekleniyor. Türk dizilerinde ise serifli fontlar daha sık karşımıza çıkıyor.
BIG BANG THEORY
cnbc-e sayesinde tanıştığım bu dizi yeni favorilerimden. Shaldon karakteri dünyanın en dayanılmaz tipi herhalde. Duydum ki Emmy'e aday gösterilmiş bu rolüyle. Big Bang Theory olsa olsa Helvetica olurdu zaten.

CHUCK
Sevdiğim dizilerden biri daha:) Bol kaçıp kovalamaca, bol kavga dövüş. Haliyle kullanılan fontun biraz deforme olması normal:) Bununla birlikte Morgan Duruşu'yla da tanıştırdığı için ayrıca minnettarım. Dizinin jeneriğinde de Cake çalıyor: "Short Skirt, Long Jacket".

CLOSER
Polisiye deyince sans serif fontların en kalınını kullanacaksın. Odun gibi olacak o. Polisiye=Odun karakter. Closer'da Impact kullanılmış. Belli bir "Impact" de yaratmış tabi.

COLD CASE
Bir polisiye bir odun dizilerine bir örnek de Cold Case. Bu sefer sans serif fontların göz bebeği Univers kullanılmış. Ama odun yine odun...

CSI: NY
İşte karakterine en uygun fontu kullanan dizilerden biri. Fonta bakınca teknolojiyi, dijitali alıyoruz hemen. Üstüne üstlük kredi kartlarında kullanılan karaktere de benzediğinden kafa kağadını da akla getiriyor. Polisiye olup da odun font kullanmaması diğerlerinden de ayırıyor. Zaten bütün CSI dizilerini diğerlerinden ayrı tutmak lazım. Polisiyelerin ufkunu açan bir yapım bence.

DESPERATE HOUSEWIVES
İşin içine kadın girince hatlar yumuşuyor. Ev kadını serif. Umutsuz sans serif:)

GHOST WHISPERER
Dedim ya işin içine kadın girince yumuşuyor hatlar diye. Gerçi aynı fontu Economist dergisi de kullanıyor.

GOSSIP GIRL
Bir Univers daha. Tırnaksız karakterlerin daha zamansız durduğu bir gerçek. Bazen 1910'larda yapılmış bir tasarıma sanki dün yapılmış gibi bakabiliyorum. Üstelik daha genç de duruyor. Tıpkı insan gibi; gençken daha düz, yaşlandıkça daha alengirli oluyoruz:)

HEROES
Avant Garde fontu, Herb Lubalin ve Tom Carnase tarafından Avant Garde dergisi için tasarlandı. Font gelişimini farklı tasarımcılarla 1920'lerden 70'lerin sonuna kadar sürdürdü. Bu karakteri diğerlerinden ayıran şey basit geometrik şekillerden ve kısa alt ve üst uzantılardan oluşması. Çok hoş bir orantısı var. R harfinde gördüğünüz numaralar 2000'li yıllarda retro hissi verse de diğer karakterler hala sağlam:) Seviyorum.

HOW I MET YOUR MOTHER
İşte en sevdiğim dizi. Her bir karakterini ayrı ayrı seviyorum. Hatta bazen benim gerçekte arkadaşlarımmış gibi geliyor. Kurgusu, anlatımı bambaşka. Dax ise New York'ta geçen bir hikaye için Sven'ler tarafından tasarlanmış bir font gibi geliyor. Çok avrupai. Başlarda Dalton Maag fontlarından biri sandım fakat Hans Reichel'e aitmiş. Sitesi bir enteresan. Mutlaka ziyaret edin. Tahammül sınırlarını zorluyor:)

NEW ADVENTURES OF OLD CHRISTINE
Garip dizi, garip ilişkiler... Yine Avant Garde...

PRISON BREAK
Değişik fontlu dizilerden. Pek sevdiğimi söyleyemem. Fakat düzgün bir grafik anlayışları var.

LOST
Impaaaaact..!

HOUSE
Avand Garde için söylediklerim Futura için de geçerli. Aynı dönemlerde ortaya çıktıkları için birbirlerine de benziyorlar. Basit geometrik şekiller falan. House'ı izlemeyenlerdenim. Yıllardır çok övüyorlar fakat başlamadık hiç. Belki izleyenler bize bi yardım eder bu konuda. Şimdi onca sezonu indirmek zor geldi.

Bugünlük bu kadar. Hadi dağılın:)


Mark Andrew Webber bundan sekiz ay önce yaşadığı Paris'in tipografik bir haritasını hazırlamaya başladı. Buna benzer birçok tasarımı daha önce de gördüm. Fakat Mark'ın yaptığını ilginç kılan birşey var. Hatta inanılmaz... Mark bütün bunları 1.5x1.8 metre boyutlarında bir linolyuma tek tek elle kazıyarak oluşturuyor. Her bir sokak adını birer birer devasa boyutlardaki malzemeye işliyor. Fakat Mark Webber'in bir problemi var. Bu boyutlarda bir lino baskı yapacak bir yer bulamıyor. Bunu basabilirim diyen birini tanıyorsanız kendisine e-mail atabilirsiniz.
----------------------------------------------
12.10.09_ Mark Andrew Webber ile Yirmibir dergisi için bir ropörtaj yaptım. Ekim sayısında bulabilirsiniz. Keyifle okumanız dileğiyle.

Genelde bir slogan falan arıyorsak hemen ingilizce düşünmeye başlıyoruz. Başlıyoruz diyorum zira benim dışımda, sizlerin de böyle yaptığına eminim. Yanılıyorsam düzeltin. Nasıl bir koşullanmaysa... Sanki ingilizce olunca daha güzel duracak gibi bir izlenim oluşmuş zihnimizde. Bunda sağda solda gördüğümüz ingilizce güzel sloganlı t-shirtlerin de etkisi çok tabi. Dün akşam yolda gelirken e-tohum'un girişimcilik konulu t-shirt yarışması için gaz slogan düşünüyordum. Birden aklıma bu yukarıdaki geldi
Bi parça tipografi yaptım. Bakalım beğenecek misiniz?
E-tohum t-shirtleri Tasartı'da.

Askere gitmeden önce sürekli "bi gidip geliyim öyle bakarım" diye ertelediğim şeyleri tek tek yapmaya başladım. En önemlilerinden biri de "portfolyonu yenile!" diye bana bakıyordu dik dik. Bir de üstüne üstlük iş arama zarureti de kapıya dayanınca yenilemek elzem oldu. Fakat evde çalışmamak için o kadar çok bahane vardı ki bir saatte yapacağın şey günlerce sürünebiliyor. Bu nedenle epey bir vakit harcadım ama sonunda bitti. Truetypelies.com artık gıcır gıcır olarak yayında!
Bu arada benim için harika birşey daha oldu.
Cumartesi günü Starbucks için yaptığım
5. yıl logosunu Creative Review'e
gönderdim. İçeriğini ilgiyle takip ettiğim bir derginin anasayfasında şu an benim yaptığım logo da var:) Asıl olarak burada tabi.
TRUETYPELIES / The Portfolio of Fatih Gül
İyi mi oldu kötü mü? Yani twitter, friendfeed derken iyice yazmayı unuttuk. Kısa kısa bahsetmek varken uzun uzun yazmanın kime ne faydası var. Zaten oradan buradan beğendiğimiz şeyleri birbirimize satmıyor muyduk? Peki kapatsam ben mesela blogumu... Ne farkeder?
Karışığım.

İki gün önce tanıştığım ve hemen kanımın kaynadığı Max biraz takıntılı bir tip olmakla birlikte savunduğu değerler dikkate değer. Max Kerning biraz gizemli görünebilir; fakat o hata yapmaz, o en iyi tasarımcılardan biridir. Aslında o düzen, okunaklılık ve yalın bir yazıyı herşeyin üzerinde tutar. O bir font düzenleyici ve yöneticisidir. Max'in geçmişi hakkında çok fazla şey bilmiyoruz. Bazı söylentilere göre Orta Avrupa'nın unutulmuş bir kasabasında doğdu. (büyük bir ihtimalle bir harf dökümhanesinin yakınlarında; ki bazı söylentiler onun bebekken yetim kaldığı ve şefkatli bir tipograf tarafından evlat edinildiğinden bahseder.) Her ne olduysa. Biliyoruz ki o iyi terbiye görmüş, düzenli, titiz ve boyun eğmez bir yazı şampiyonudur.
Max'in epey bir hayranı olduğunu Facebook'taki profilinden görebiliyoruz. Eğer Twitter'da hesabınız varsa ve tipografiyle ilgileniyorsanız Max'in bizim için önerilerini buradan da takip edebilirsiniz. En sevdiklerimden birisi şu:
"Yazarlar kendilerinin çok zeki olduğunu düşünürler. Fakat sürekli Times New Roman kullanan biri nasıl çok zeki olabilir ki? (Doğru çevirmişimdir umarım)
Bir font yönetim programı olan Extensis Suitcase için hazırlanan bu kampanya şimdiye kadar gördüğüm en iyi kampanyalardan biri. Çok sevdim.