D&R Gölge Kampanyası
Posted: December 29th, 2010 | Author: indianropetrick | Filed under: dergi, ilan, kitap, Uncategorized | Tags: ad, D&R, dergi, fatih gül, magazine, portfolyo, truetypelies | No Comments »







Dizi izlemeyi seviyorum. Hatta çoğu zaman cnbc-e olmasaydı ne yapardık diye de düşünmüyor değilim. Sonra internet sayesinde tanıştığımız muhteşem diziler... Lost gelsin diye aylarca bekliyoruz. Geçen gün kanallar yeni sezonlarını duyururlarken benim de aklıma bu diziler ve grafik tasarım bağlantısı geldi. Ve en temel konu: Dizilerin karakterleri ve kullandıkları karakterler. Daha geniş bir inceleme yapılabilir fakat birkaç gündür yaptığım analizlerde yayınlanan dizilerin ağırlıklı tercihinin "sans serif" fontlardan yana olduğunu söyleyebilirim. Birkaç dizide bu sans serif fontlar el yazısıyla destekleniyor. Türk dizilerinde ise serifli fontlar daha sık karşımıza çıkıyor.
BIG BANG THEORY
cnbc-e sayesinde tanıştığım bu dizi yeni favorilerimden. Shaldon karakteri dünyanın en dayanılmaz tipi herhalde. Duydum ki Emmy'e aday gösterilmiş bu rolüyle. Big Bang Theory olsa olsa Helvetica olurdu zaten.

CHUCK
Sevdiğim dizilerden biri daha:) Bol kaçıp kovalamaca, bol kavga dövüş. Haliyle kullanılan fontun biraz deforme olması normal:) Bununla birlikte Morgan Duruşu'yla da tanıştırdığı için ayrıca minnettarım. Dizinin jeneriğinde de Cake çalıyor: "Short Skirt, Long Jacket".

CLOSER
Polisiye deyince sans serif fontların en kalınını kullanacaksın. Odun gibi olacak o. Polisiye=Odun karakter. Closer'da Impact kullanılmış. Belli bir "Impact" de yaratmış tabi.

COLD CASE
Bir polisiye bir odun dizilerine bir örnek de Cold Case. Bu sefer sans serif fontların göz bebeği Univers kullanılmış. Ama odun yine odun...

CSI: NY
İşte karakterine en uygun fontu kullanan dizilerden biri. Fonta bakınca teknolojiyi, dijitali alıyoruz hemen. Üstüne üstlük kredi kartlarında kullanılan karaktere de benzediğinden kafa kağadını da akla getiriyor. Polisiye olup da odun font kullanmaması diğerlerinden de ayırıyor. Zaten bütün CSI dizilerini diğerlerinden ayrı tutmak lazım. Polisiyelerin ufkunu açan bir yapım bence.

DESPERATE HOUSEWIVES
İşin içine kadın girince hatlar yumuşuyor. Ev kadını serif. Umutsuz sans serif:)

GHOST WHISPERER
Dedim ya işin içine kadın girince yumuşuyor hatlar diye. Gerçi aynı fontu Economist dergisi de kullanıyor.

GOSSIP GIRL
Bir Univers daha. Tırnaksız karakterlerin daha zamansız durduğu bir gerçek. Bazen 1910'larda yapılmış bir tasarıma sanki dün yapılmış gibi bakabiliyorum. Üstelik daha genç de duruyor. Tıpkı insan gibi; gençken daha düz, yaşlandıkça daha alengirli oluyoruz:)

HEROES
Avant Garde fontu, Herb Lubalin ve Tom Carnase tarafından Avant Garde dergisi için tasarlandı. Font gelişimini farklı tasarımcılarla 1920'lerden 70'lerin sonuna kadar sürdürdü. Bu karakteri diğerlerinden ayıran şey basit geometrik şekillerden ve kısa alt ve üst uzantılardan oluşması. Çok hoş bir orantısı var. R harfinde gördüğünüz numaralar 2000'li yıllarda retro hissi verse de diğer karakterler hala sağlam:) Seviyorum.

HOW I MET YOUR MOTHER
İşte en sevdiğim dizi. Her bir karakterini ayrı ayrı seviyorum. Hatta bazen benim gerçekte arkadaşlarımmış gibi geliyor. Kurgusu, anlatımı bambaşka. Dax ise New York'ta geçen bir hikaye için Sven'ler tarafından tasarlanmış bir font gibi geliyor. Çok avrupai. Başlarda Dalton Maag fontlarından biri sandım fakat Hans Reichel'e aitmiş. Sitesi bir enteresan. Mutlaka ziyaret edin. Tahammül sınırlarını zorluyor:)

NEW ADVENTURES OF OLD CHRISTINE
Garip dizi, garip ilişkiler... Yine Avant Garde...

PRISON BREAK
Değişik fontlu dizilerden. Pek sevdiğimi söyleyemem. Fakat düzgün bir grafik anlayışları var.

LOST
Impaaaaact..!

HOUSE
Avand Garde için söylediklerim Futura için de geçerli. Aynı dönemlerde ortaya çıktıkları için birbirlerine de benziyorlar. Basit geometrik şekiller falan. House'ı izlemeyenlerdenim. Yıllardır çok övüyorlar fakat başlamadık hiç. Belki izleyenler bize bi yardım eder bu konuda. Şimdi onca sezonu indirmek zor geldi.

Bugünlük bu kadar. Hadi dağılın:)
Yine süper bir ekran koruyucuya rastladım. Dosya ağırlığı epey fazla fakat o kadar güzel ki bir çılgınlık edip yüklenebilir. SCR | DROPCLOCK_yükle
"kiraz çekirdeğinden kişiler yapmak"
Plato: For the greater good.
Karl Marx: It was a historical inevitability.
Douglas Adams: Forty-two.
Nietzsche: Because if you gaze too long across the Road, the Road gazes also across you.
Buddha: If you ask this question, you deny your own chicken-nature.
Ernest Hemingway: To die. In the rain.
WHY DID THE CHICKEN CROSS THE ROAD?...
birzamanlar bi arkadaşımın anlattığı bir fıkra geldi aklıma internette sürterken. birgün ki bu her zaman olur adamın biri ölmüş, cennet ve cehennemin ortasında sorgu sual masasının yanında sıraya girmiş. kendinden öncekilerin kaderlerinin belirlenip sıra kendisine gelene kadar beklemiş ve sonunda melekler onu çağırmışlar "sıradakii!" diye. ana adı baba adı kısmından sonra kararlarını açıklamışlar bir yandan dosyayı son bir kontrol ederken. "bravo beyefendi, ufak tefek günahlar dışında pırıl pırıl bir hayatınız olmuş. tebrik ederiz. eee cenneti hakettiniz, buyrun cennete!" adam mutluluktan uça uça ve meleklerin önünde saygıyla eğile eğile hemen sağında bulunan cennetin kapısına doğru seğirtirken meleklerden biri "durun" demiş; "neden bize yönetmen olduğunuzu söylemediniz canım! yönetmenler direkman cehenneme gider". adam şaşırmış. o anda cennetin kapısından içeriye şöyle bir göz atmış ve stanley kubrick'i görmüş. hemen mal bulmuş mağribi gibi atılıp "hani yönetmenler giremiyordu bakın stanley kubrick orda, o niye cennette!" melekler kanon halinde vermişler ağzının payını terbiyesizin. "ha o mu..o tanrıı" hehehe.
gunicerisindecaykahvevebenzeriiceceklercalısanlarıncanyoldasıdır.
hemenhergunyaptigimizgibibizeenyakınbüfeden-kiadıeskibüfedir
-çaysöyledik.çayıiçtimklavyeninyanınakoydumyineherzamankigibi.
aradadamaillerebakıyorum.neysetammaillerdenbirinidikkatleokuyup
diğermailegececekkenelimcaybardağınaçarptıvedibindekalanazıcıkçay
klavyeninrakambölümünedöküldü.hementularıçıkarıpklavyeyisilkeledim
içinikuruladım.amabirsüresonrabosluktusucalismamayabasladı.aynı
zamandadikkatettiyseniz-s-harfinideyazamıyorum.
klavyedünyanınparasıneyapıcazbilmiyorum.neysedahafazlakafa
ütülemiyimbuhalde.haunutmadanklavyebakmakiçinapple'ınsitesine
girdim.bidenegöreyim.yıllarca-pc-cilerlekavganedenlerimizdenbiriolan
"bumacintoshlarınmauselarındanedentektusvar"kavgasıartıksonaeriyormus.
applezamanaayakuyduruptektusgorunumluama"multibuttoncharm"lı
mauseyapmıs.adınıda"mightymouse"koymus.yıkıldım.
hayat bu kadar kolay olmamalı...
bunca zamandır görsel sanatları besleyen çizgi roman bu kez tam anlamıyla kasıp kavuruyor. son birkaç yıldır karşılaştığımız uyarlamalarla birlikte çizgi roman havası verilmiş reklam filmleri, tablolar, sinema filmleriyle daha epey bir haşır neşir olacağız gibi. peugeot 1007 reklamı da bunlardan biri. yaparken ne kadar eğlendiklerini izlerken siz de farkediyorsunuz.
neden?
belki de "neden yaptın?" diye sormalıydım. örnek suçlar diye bir kitapta vardı (max aub). yazar cinayet suçundan ceza almış kişilere neden öldürdün diye soruyordu. hepsi uydurma da olabilir tabi...
önce ellerimi giydim sonra ayaklarımı. parmakları düzelttim, bazen iki parmağım da aynı yere giriyor karışıyor ortalık. halbuki her zaman yaptığım şey.ara ara tekliyor insan. heyecansız bir akşam yemeği sırasında ya da sakız çiğnerken birden dil ve sakızın birbirine girip kendinden bir parçayı kapman gibi birşey bu da. sıra bacakları giymeye geldi. en zor kısmı birini giydikten sonra öbürünü giymek için tekinin üstünde pelikan gibi durabilmek. başardım sanırım. gövde ve başı giyip çıkabilirim artık. ilk giydiğinde rahatsız duruyorlar yeni alınmışlar gibi. bütün gece çekiyorlar mı ne? biraz geriniyorsun geçiyor.